Harun’a…

Kaç gündür bu yazıyı yazmayı düşündüm, nasıl başlarım bilemedim… Harun’a yüzlerce sayfa yazmışlığım vardır ama bu ilk cümleye nasıl başlayacağımı bilemediğim bir vedadan başka bir şeydi. Bir yol hikayesi daha çok… Bizim için bu hikaye, hiç uzak kalamadan yürümeye başladığımız 2015’in kışında başladı. İyi ki bu dünyada öyle bir Şubat ayı vardı. Beraber başladık yüksek lisansa; benim ilk, Harun’un ikinciydi.

Harun, nasıl denir, tanımadan bilemezsiniz… Benim için, ‘nasıl yaşanmalı?’ sorusunun cevabı gibi. Nasıl direnilir, nasıl güçlü kalınır, nasıl hayal kurulur, nasıl sevilir… Tanışmamızdan önceki yıllarda kanser atlatmıştı, güçlüydü, yazıyordu, okuyordu, hayatı seviyordu ve en önemlisi bu dünyaya bir şeyler bırakmak istiyordu. İlk tedavisi sırasında, sonradan Kaygı’da çıkan makalesini yazmıştı, o yazardı ben düzenlerdim. O yazardı, üzerine saatlerce konuşurduk. Ben yazardım, elimden tutardı. O ne yapmak istese bana güvendi, beraber tamamladık her şeyi. Hep hayaller, yapmayı başardıklarımız, yarım kalanlar, bitmek üzere olanlar içinde bugüne kadar yürüdük, gittik…

Hastalığını anlatmak istemiyorum, her anında yanında olsam da bu birkaç sayfaya sığacak bir şeyler değil. Yaşanmadan bilinecek şeyler değil, bir ömrün tükenmesi değil. Tam tersi son nefese kadar güçlü kalmanın, kendimize ait bir evde yeniden birlikte olmanın, hayata ve birbirimize olan aşkın bir ömrü nasıl uzattığının temsili… Bu temsillerden biri de şu anda içinde gezindiğiniz sitemiz Salutatorium’un doğuşudur. Bu dünyaya bırakmak istediklerinden biri de insanların onu görmesi, anlamasıydı. Kitaplardan parçalar yazarak başladık, sonra kendi cümlelerimize başlayacaktık. Ne yazık ilk cümlem, bu sitenin her şeyi Harun’un bu dünyadan gidişini yazmak oldu.

O benden, bizden ne ister biliyorum. Çok zor, çok sevince çok zor ama ben güçlü kalmayı ondan öğrendim. Hayat ne getirirse getirsin dik durmak, Harun olmak benim için. Hiç bir kötü an olmadan sevmek ve sevilmek, aynı nefesi bir almak, aynı şeyleri istemek ve düşünmek çok güzeldi. Beni gördüğünü biliyorum, ona bu güzel birkaç yıl için minnettar olduğumu bildiğini de biliyorum. Binlerce kez söyledim, yine söylerim seni gördüğüm ilk andan beri sevdim Dionysos. Sanki tüm ömürler, o ana gelmek için birikmişti. Tüm yollar biz birbirimizi sevelim diyeydi.

Sevgilim çok yoruldun, artık dinlen. Senin aklını da kalbini de biliyorum. Ne istediğini, hayallerini her zaman aynı hislerle paylaştım. Artık hepsi benimle… Bu bir yol hikayesiydi, ilk defa ayrı kaldık. Sonunda buluşmak üzere, şimdilik özlemle…

Harun’u hiçbir sözcükle anlatmaya başlayamazken, hiçbir sözcükle de bitiremem. O yüzden benden öte Seferis söylesin.

“Oysa orada, o öbür kıyıda

karanlık bakışı altında mağaranın

gözlerinde güneşler, omuzlarında kuşlar

oradaydın, acısını çekiyordun

aşkın, o öbür çilenin

varlığın, o öbür şafağın

dirilişin, o öbür doğuşun;

oysa sen, orada yeniden yaratılıyordun

zamanın sonsuz uzanışında

sakız gibi, sarkıtlar ve dikitler gibi

her an.”

Her şeyim dediğinden, her zaman aşkla…

Harun’a…” için 3 yorum

Kendininkini ekle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: