Bu, o gülüş... Ona göstermiştim gülmüştü. Tam beklediğim gülüştü. «Çaylarımızı içerken nasıl surlardan konuşmuştuk...» Bu şehirde duvarların soluk aldığını, taşların boyuna kaydığını, bir şeylerin boyuna değiştiğini. Konuşmalarımızla bir şeyler kattık o öğleye, o kahveye. Dışardan biri bile sezerdi değişikliği. Neden bir daha alıp başımızı gitmedik öğle tatillerinde? -Okuldaki ders-arası konuşmalarımızı düşünüyorum da, -diyorum-, o günün... Okumaya Devam et →
George Orwell – Paris ve Londra’da Beş Parasız
Zaman geçiyordu ama Jehan Cottard Hanı pek açılacak gibi durmuyordu. Boris ile birlikte, bir gün öğleden sonra mola saatimizde bakmak için oraya gittik; müstehcen resimlerin dışında hiçbir değişiklik yapılmamıştı. Artık bekleyen iki değil üç ödeme emri vardı. Patron bizi her zamanki mülayimliğiyle selamladı, hemen sonra da benden(yani müstakbel bulaşıkçısından) beş frank ödünç aldı. Bunu yaşadıktan... Okumaya Devam et →
Yaşar Kemal – Bu Diyar Baştan Başa
İnsan Ve Orman «Bunları hep Allah mı yakmış İbrahim Emmi?...» «Allah, Allah yavrum... Yoksa bunca yangını çıkarmağa köylünün gücü yeter mi? ... Köylü Dövletinin ormanını hiç yakar mı? Bizim hepimiz biliriz ki! Çam gider, çalı kalır. Kum giderse, kaya kalır.' Köylü bunu bilir.» Kendimde olmadan gülümsüyorum. O da bıyık altından gülüyor. Şunu da unutmadan... Okumaya Devam et →