Sabahattin Ali – Sırça Köşk

'Gözlerini dervişin yüzünden ayırmayan melike: ''Sus!'' demiş. ''Ondan daha talihli insan var mı? Asıl bahtiyar, bir ömür boyunca hasretini çektiği şeye kavuşan değil, ona erişeceğini anladığı anda, saadetinin en yüksek noktasında bir 'Ah!' diyerek düşüp ölebilendir.'' (s. 127)   Ali, Sabahattin (2013). Sırça Köşk, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Cengiz Aytmatov – İlk Öğretmen

'Bu portreyi hiç unutamadım. Sonraları neden bilmem bu portrenin eşini hiçbir yerde görmedim. Hala ondan söz ederken ''Duyuşen'inki'' derim.  Bu portrede  Lenin, kendine bol gelen bir asker ceketi giymiş, zayıf çehreli, sakallıydı. Yaralı kolu sargılı aşağıya sarkıyor, arkaya kaykılmış kasketinin altından dikkatli ve sakin bakıyordu. Yumuşak, yüreğimizi ısıtan bakışları, sanki bize ''Bilseniz çocuklar, ne aydınlık... Okumaya Devam et →

Metin Altıok – Bir Acıya Kiracı

Kiracıyım Bir Acıya   ''Sen yarım kalmış bir aşkın Kaçınılmaz sürgünü, Katlanan göğsündeki kayaya. Sen orda şimdi bir hüznü köpürt, Ben bir çocuğa su vereyim burda.   Ben ki kiracıyım bir acıya. Sen imzalarsın sabah akşam Defterini bensizliğin, Bense kanla öderim Kirasını kaldığım evin. Bir takvimi tersten açardık Eğer isteseydin.   Sen ey kendisiyle yetinen;... Okumaya Devam et →

Rosa Luxemburg -Sevgiliye Mektuplar

''Her şeyi unutmak, kollarına atılmak, hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyorum. Ama sonra o lanet olası düşünce sinsi sinsi geri geliyor: adamı rahat bırak, kalbinin iyiliğinden katlanıyor bütün bunlara. Ardından bir ya da iki küçük olay haklı olduğumu kanıtlıyor ve nefretim yeniden filizleniyor. Sana kötülük etmek, seni ısırmak, senin aşkına ihtiyacım olmadığını göstermek, onsuz da yaşayabileceğimi kanıtlamak... Okumaya Devam et →

Gioconda Belli – Tenimdeki Ülke Nikaragua

  ''Bu arada Şair kağıttan muhteşem şatolar inşa etmekle meşguldü; birbirimizin çıplak bedenlerine şiirler yazarak sonsuza dek mutluluk içinde yaşayacağımıza değin fanteziler. Oysa onu daha çok bir oyun arkadaşını, suç ortağını sever gibi seviyordum. Şairin kocalığı kabustan farksız olurdu. Sorumlulukları paylaşacağını aklımın ucuna bile getiremiyorum. 'Çoşkulu tabiatını' bahane ederek her şeyi üstüme yıkacağı gün gibi... Okumaya Devam et →

Julia Donaldson ve Axel Scheffler – Minik Balık Okyanus Macerası

  ''Geç kaldığım için özür dilerim, ama balıkçıların ağına takıldım. Kaçmaya çalıştım, sonra yüzdüm yüzdüm ve saklandım. Kaybolmuştum, korkuyordum, ama duyduğum bir HİKAYE evin yolunu bulmamı sağladı. Leoparbalığı ile yaprakbalığı, ''Bu sefer de başka bir hikaye uyduruyor,''dediler. Çupra ile lüfer,''Hem de çok saçma bir hikaye,'' dediler. ''Ama bu öyle basit bir hikaye değil,'' dedi Küçük... Okumaya Devam et →

Gorgon Dergisi 6. Sayı

Harun'la yazdığımız son makale Gorgon Dergisi'nde... Yayımlanması ona ve kendime verdiğim sözlerden sadece biriydi. Daha çok hüzünlü ama bir o kadar da mutluyum. Bunu yazdığımız zamanlar hem Harun'un  hastalığıyla mücadele ediyor hem de makalemiz için birlikte sabahlıyorduk. Çok fazla emek var... Dergiyi bizim makalemizden bağımsız olarak takip etmenizi tavsiye ederim, ekip olarak yaptıkları işe gerçekten... Okumaya Devam et →

Etienne de La Boétie – Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev

  "Öyleyse, insanın eğitim ve alışkanlıkla kazandığı her şeyin doğal olduğunu söyleyelim. Fakat yalın ve yozlaşmamış (değişime uğramamış) doğasının belirttiği, yalnızca doğasının özüne ilişkin olandır. Böylece, gönüllü kulluğun ilk nedeninin görenekler olduğunu belirtebiliriz. Kulakları ve kuyrukları kesik en cesur atlar, ilk önceleri gemi azıya alınır, fakat daha sonra buna alışırlar; bir zamanlar eyere saldırırken, şimdi... Okumaya Devam et →

Roland Barthes – Çağdaş Söylenler

  "Fransız ulusu üç yüz altmış tür peyniri ve kültürü gibi şarabı da kendine özgü bir zenginlik olarak algılar. Bir totem-içkidir şarap, Hollanda ineğinin sütünün ya da İngiliz krallık ailesinin törenle içtiği çayın karşılığıdır. Bachelard, istem düşlemleri üzerine denemesinin sonunda, bu sıvının tözsel ruhçözümleyimini vermiş, şarabın güneş ve toprağın özsuyu olduğunu, temel durumunun ıslak değil,... Okumaya Devam et →

Joseph Conrad – Karanlığın Yüreği

  "Gemiyi fildişiyle doldurduk ve bir çoğunu da güverteye yığmak zorunda kaldık. Böylece görebildiği müddetçe görüp keyif alabilirdi fildişlerinden, çünkü bu iyiliğe karşı duyduğu minnet duygusunu sonuna kadar hissetmişti. 'Benim fildişim', derken duymalıydınız onu. Evet ben duymuştum 'Benim müstakbel eşim, benim fildişim, benim istasyonum, benim nehrim, benim...' Her şey ona aitti. Vahşi doğanın sabit yıldızları... Okumaya Devam et →

Alain Badiou ve Nicolas Truong – Aşka Övgü

"Tiyatro aşkı benim için çok karmaşık ve tam anlamıyla temel bir aşk. Büyük olasılıkla felsefe aşkından daha güçlü. Felsefe aşkı sonradan, daha yavaş, daha zorlu biçimde doğdu. Sanırım, gençken, sahneye çıkarken, beni tiyatroda büyüleyen şey içimde kabarıveren, dilden ve şiirden bir şeylerin neredeyse açıklanamaz şekilde bedenle ilişkilendiği duygusuydu. Özünde, tiyatro benim için belki de aşkın... Okumaya Devam et →

Roland Barthes – Bir Aşk Söyleminden Parçalar

  Proust: "Bazı bazı bir düşünce takılır kafama: sevilen bedeni uzun uzun incelemeye başlarım (uyuyan Albertine'in karşısında anlatıcı gibi). İncelemek demek karıştırmak demektir: içinde ne olduğunu görmek istermiş gibi, arzumun mekanik nedeni karşıt bedendeymiş gibi ötekinin bedenini karıştırırım (zamanın ne olduğunu anlamak için çalar saati söken çocuklara benzerim). Bu işlem soğuk ve şaşkın bir biçimde... Okumaya Devam et →

José Saramago – Kabil

  "Güneşi durduramam çünkü zaten durdu, ben onu bulunduğu yere yerleştirdiğimden beri hep duruyordu, Sen efendisin, yanılmazsın, ama benim gözlerimin gördüğü bu değil, güneş burada doğuyor, bütün gün gökte yolculuk ediyor ve karşı tarafta yok oluyor, ertesi sabah da geri geliyor, Gerçekten bir şey kımıldıyor ama güneş değil o dünya, Dünya kımıldamıyor, efendi, dedi yeşu,... Okumaya Devam et →

Alain de Botton – Görmek ve Fark Etmek

  "Otomat (1927), yalnız başına oturmuş kahve içen bir kadını resmeder. Vakit gecedir, kadının üzerindeki mantodan ve şapkadan anlaşıldığı üzere dışarıda hava soğuktur. Görünüşe bakılırsa oda geniştir, boştur ve iyi aydınlatılmıştır. Dekor tamamen işlevseldir: mermer kaplı bir masa, sağlam görünen, siyah tahta sandalyeler ve beyaz duvarlar. Kadının yüzünde içe dönük, biraz da korkmuş bir ifade... Okumaya Devam et →

J.R.R. Tolkien – Kullervo’nun Hikâyesi

  "Ne demeye yaratıldım ben? Kim beni yaratıp mahkum etti Böyle güneş ve ay altında dolanmaya Açık göklerin altında, ebediyen? Diğerleri yolculuklarını evlerine yapabilir Akşam vakti pırıldayarak duran Ama benim yuvam ormanın içi. Yaban konaklarda uyumam gerek Ve acı yağmurlar yıkamalı beni Benim ocak başım fundaların ortasında Geniş odalarında rüzgarlar patlıyor Yağmur altında, iklimin kucağında.... Okumaya Devam et →

Gogol – Palto

  "Altı ayda bir, kutuda biriken bozuk paraları, bozuklukları toparlar, hepsini küçük gümüşlere çevirirdi. Bu işe başlayalı epey olmuştu; bir kaç yıl içinde yaklaşık olarak kırk ruble biriktirmeyi başarmıştı. Yani, palto için gerekli olan paranın ilk yarısı elindeydi, ama diğer yarıyı nereden bulacaktı? Bir kırk ruble daha nereden bulabilirdi ki? Akakiy Akakiyeviç uzun uzun düşündü... Okumaya Devam et →

Raymond Williams – Anahtar Sözcükler

  Career-Kariyer "Career artık bir kişinin yaşamdaki ya da buradan türetilerek mesleğindeki ilerlemesini anlatmak için o kadar çok kullanılıyor ki, aynı bağlamda hipodromdaki koşuyolu ve dörtnala koşma anlamlarını hatırlamak güç - gerçi kimi bağlamlarda, "careering about" [süratle gitmek] deyiminde olduğu üzere, yaşamaktadır. Career İngilizce'de 16. yüzyılın başlarında görülür, Fransızca yakınkök carriere'den  koşuyolu-, Latince kök sözcük... Okumaya Devam et →

Georges Perec – Karanlık Dükkan (124 Rüya)

No:7 Ocak 1969 Yaşlılık Günlerime Dair   "Hala genç olduğuna emin olsan da, daha şimdiden can dostlarından ikisi ölmüş, üçüncüsü de ölmek üzere olduğuna göre, artık o kadar da genç olmamalısın... Flaubert'in mektubundaki gibiydi: "Jules'ü toprağa verdik..." (yoksa Edmund'u mu?). Ölmüş o iki dost kimdi? Biri Claude değil mi? Yoksa Régis mi?" (s.18).   Perec,... Okumaya Devam et →

Franz Kafka – Şato

  "K.'nın böyle bir şey yapmaya nasıl cesaret ettiğine akıl erdirebiliyorlardı. "İyi ama ne yapmıştı ki?" K. durmadan bunu sorup duruyor, ama karşısındaki iki kişi onun suçundan pek emin olduklarından ve K.'nın iyi niyetli olabileceğini akıllarının ucundan bile geçirmediklerinden sorup öğrenemiyordu. K. her şeyi yavaş yavaş kavrayabiliyordu. Koridora çıkmaya hakkı yoktu, normal koşullarda olsa olsa... Okumaya Devam et →

Jacques Derrida – Gramatoloji

  "Yazı işlemi burada sözünkini aynen tekrarladığından, ilk yazı biçimi de ilk sözü yansıtacaktır: figür ve imge. Piktogtafik olacaktır. Yine Warburton'dan serbest alıntı: «O zaman, imgelemleri onlara sadece daha önce eylemler ve sözcüklerle ifade ettikleri ve daha en baştan dili figürlü ve mecazlı yapmış olan imgeleri gösterdi. Dolayısıyla, en doğal yol da şeylerin imgelerini çizmek... Okumaya Devam et →

İbn Battûta Seyahatnamesi’nden

  Lâdik [Denizli] "Böylece Lâdik'e vardık. Buraya Dûngûzla'da [=Donuzlu, Domuzlu, Denizli] deniliyor. Bu kelime "Beldetü'l-Hanâzîr" [=domuz diyarı] anlamına geliyor. Burası bölgenin en güzel, en büyük şehirlerinden biridir. Cuma namazının kılındığı yedi büyük camii, bağ ve bahçeleri, düzenli akan çayları, memba suları ve şirin çarşıları var. Burada dünyada eşi benzeri olmayan altın işlemeli pamuk elbiseler dokunur.... Okumaya Devam et →

Andrey Markoviç Sagalayev – Ural-Altay Mitolojisinde Arketipler ve Semboller

  "Bazen kuş biçimindeki ana-tanrıça yuvada kuluçkaya yatar. V. N. Çernetsov zamanında, Mansilerin 'kuşlarla' ilgili birtakım şarkıları kaydedilmiş olup, onlardan birisi şöyledir:   Yedi göller kıyısına, sazlarla kaplanmış, Kuru saz parçalarından, Kızları yetiştirmek için yuva, Kuş-ben yapıyorum. Kendi göğsümden yumuşak tüy, Kuş-ben koparıyorum. Sert kabuklu iki yumurta Kuş-ben yumurtluyorum. Sağlam kabuklu iki yumurta, gagalandı, Küçüğün... Okumaya Devam et →

Sencer Divitçioğlu – Oğuz’dan Selçuklu’ya

  "Pekiyi! Oğuz boylarını simgeleyen bu kuşları* nasıl yorumlayabiliriz? Onlar hangi işlevi yüklenmişlerdir? Sorunun, (yaklaşık) yorumunu belki Kaşgarî'de buluruz. Onda şöyle bir kavram var: eşlik < eşliğ. Anlamı, 'sahip olunan aile ruhu'dur. Totem, ongun, törit, tanara gibi çok şey anlatmak isteyen bu kavram, şu dörtlükle daha da belirginleşir. anıng işin keçürdüm eşin yeme gaçurdum ölüm... Okumaya Devam et →

Louis Aragon – Tüm Şiirleri

  "Bırakıp gittin beni tüm kapılardan Bıraktın beni yalnız bütün çöllerde Gün doğdu aradım seni yitirdim öğlen vakti Nereye gitsem yoktun kim derdi Bir oda Sahra Çölü olacak böyle sensiz   Günlerden yine pazar ve sokaklarda insanlar Ama seni andıran hiçkimse hiçbir şey yok Bir gün ki daha yalnız dalgakırandan Sessizliğe haykırdım yanıt yok  ... Okumaya Devam et →

J. K. Rowling – Harry Potter ve Felsefe Taşı

  "Harry hayatında böyle Noel yemeği yememişti. Nar gibi kızarmış yüz besili hindi, dağ gibi kızarmış, haşlanmış patates yığınları, tabaklar dolusu salam, kâseler dolusu tereyağlı bezelye, salçalar, yabanmersini sosları -adım başı da büyücü maytapları. Bu olağanüstü maytaplar, Dursley'lerin aldığı, içlerinden karton şapkalı küçücük plastik oyuncaklar fışkıran o incecik Muggle maytaplarına hiç mi hiç benzemiyordu. Harry,... Okumaya Devam et →

Bertolt Brecth – Halkın Ekmeği

  BİR İŞÇİNİN HEKİME ÇEKTİĞİ SÖYLEV "Biliriz nedir bizi hasta eden! Söylenir bizi senin iyileştireceğin hastalandığımız zaman.   Diyorlar ki, sen, tam on yılda öğrenmişsin hastaları iyi etmesini halkın parasıyla yapılan güzel okullarda. Dünyanın parasını dökmüşsün olmak için bilgi sahibi. Senin elinde öyleyse iyileştirmek bizi.   Ne dersin, elinde mi?   Seni gelince görmeye, çıkartıyorlar... Okumaya Devam et →

Muharrem Ergin – Orhun Abideleri

  "Küçük kardeşim Kül Tigin vefat etti. Kendim düşüncelere daldım. Görür gözüm görmez gibi, bilir aklım bilmez gibi oldu. Kendim düşünceye daldım. Zamanı Tanrı yaşar. İnsan oğlu hep ölmek için türemiş. Öyle düşünceye daldım. Gözden yaş gelse mani olarak, gönülden ağlamak gelse geri çevirerek düşünceye daldım. Müthiş düşünceye daldım. İki şadın ve küçük kardeş yeğenimin,... Okumaya Devam et →

Cevad Memduh Altar – Sanat Felsefesi Üzerine

  "Romantik müzikte estetik beğeniye, dinleyenlerde kendiliğinden oluşan heyecanın, hatta aşırı duyarlılığın etkisiyle erişilebilmesine karşılık, Mozart'ın bir sonatını, eserin basılı notasını göz yoluyla izleyerek dinleyebilmek de mümkündür; çünkü romantiklerin oluşturduğu kendine özgü piyano tekniği ve böylesine bir tekniğe özgü estetik haz, eseri ayrıca notadan izlemeye de çoğunlukla olanak vermemektedir. Halbuki müzik estetleri ve yorumcularının çoğu,... Okumaya Devam et →

Ernst H. Gombrich – İmge ve Göz

  "Sanat ve doğadaki evrimin, kolay bir tanınabilirliğin ötesinde başka koşulları gerçekleştirmeye çalıştığını varsayabiliriz. Belki de, 'primitif' olarak adlandırdığımız kabile üsluplarının son derece tedirgin edici ve anlatım gücü yüksek biçimleri de, huşu yaratan ya da korkutucu düzenlemelere doğru adım adım evrilmiştir. Kabul etmek gerekir ki bu standartları dile getirip formüle edecek kimse yoktu ortada. Belki... Okumaya Devam et →

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑