William Morris- Umudun Yolcuları

İyice büyümüştü şimdi dünya ve bir süre önce kuşkulu ve donuk Düş sisinden bana gülümseyen, net ve dehşet verici şeyleri görüyordum. Yoksulların yoksul olduğunu, yürekleri ya da umutları olmadığını biliyordum; Ve zerre kadar kötülükle bile baş edemeyecek durumda olduğumu biliyordum; Bundan dolayı, bir insanın düşüneceklerini düşünüyor, ve buruk bir ruh haline bürünüyordum, ki orada, bir... Continue Reading →

Hope Mirrlees – Sisler İçindeki Lut

…Crabapple Çiçekleri epey asık suratlarla itaat ettiler zira hem hoca olarak başlarında böyle bayağı bir şaklabanın olması hem de yetişkin birer hanım olduklarında hiçbir işlerine yaramayacak aptal eski moda dansları öğrenmeye zorlanmaları yüzünden hepsinin sinirleri tepesindeydi. Fakat hiç şüphesiz o ihtiyar kemancının yay sihirliydi! Ve hiç şüphesiz dünya üzerinde başka hiçbir ezgi böyle yalnız, böyle... Continue Reading →

Arslan Sayman – Karganın Rengi

...Karşımda upuzun, yerleri süpüren turuncu tüyleriyle oyuncağım Yeleli'ye benzeyen komik bir canlı duruyordu. Kapının pervazına elini dayamış, gövdesini azcık sağa yatırmıştı. Kafasında, kenarları yukarı kalkık kocaman bir şapka vardı. İri gözlü, büyük mü büyük ağızlı biri; yüzünün ortasında kırmızı bir top gibi kocaman bir burun... İnsandan çok, çizgi filmden fırlayıp buraya gelmiş gibi duruyordu. Şaşkınlığımı... Continue Reading →

Annie Ernaux – Seneler

Gelecek sene emekliye ayrılacak. Ders notlarını, onları hazırlarken yararlandığı kitaplar, makalelerle ilgili yazıları şimdiden atıyor, hayatını sarmalayan her şeyden sıyrılarak yazma projesi için yer açıyor; böylece bunu daha fazla erteleyecek hiçbir bahanesi kalmayacak. Dosyalarını, defterlerini toparlarken Henri Brulard’ın Yaşamı’nın başlarındaki bir cümleye denk geliyor, “Yakında elli yaşını dolduruyorum, kendimi tanıma zamanı geldi geçiyor.” Bu cümleyi... Continue Reading →

Cengiz Aytmatov – Kassandra Damgası

Çember kapanıyor. Zaten bu çember hiç yarılmadı ki… Onun dışına hiç çıkılmadı ki… Bu durumda bu öğrenci nasıl haykırmasın? Savaşın ve silahın insan zekasını bastırdığı tüm zamanlarda, belki de konuşma yeteneğine sahip olduktan sonra insanların düşündüğü ve hep söylemek istediğini kendi eliyle pankarta nasıl yazmasın? Rusya’da hidrojen bombasını bulan Sakharov aslında bunu anladı ve durdu,... Continue Reading →

Louis Marin – İmgenin İktidarları

NO – 39, Vernet. Manzaralarının güzelliğiyle ünlü, deniz kıyısındaki kırlık bir yere gitmeden önce bu sanatçının adını sayfamın üst bölümüne yazmış, yapıtlarını sizlerle paylaşmaya hazırlanıyordum. Orada birileri günün en güzel saatlerini yeşil çuhalı masanın çevresinde harcarken [ … ] ; başkaları omuzlarında tüfekleriyle köpeklerini izlemek için kendilerini helak ederken [ … ] ; başka birileri... Continue Reading →

Cengiz Aytmatov – Gün Olur Asra Bedel

Engin Sarı-Özek bozkırında akşam oluyor, derelerin, tepelerin arasında hava kararıyordu. Batmakta olan güneşin kızıl ışınlarıyla, geçmiş ve gelecek sayısız gecelerden biri daha yavaş yavaş iniyordu bozkırın üzerine. Beyaz deve Akmaya binicisini, hafif, serbest bir yürüyüşle deve sürüsünün bulunduğu yere doğru götürüyor, batan güneşin kızıl ışınları Nayman Ana’nın yüzüne vuruyor, net bir görüntü veriyordu. Nayman Ana... Continue Reading →

JAMES BRACH CABELL – JURGEN

Bir Adalet Komedisi ‘’ Beni pek kurnazca pohpohladın, Jurgen, zira sen dehşet derecede zeki bir adamsın.’’ İşte kuru sesin kurulukla söylediği buydu. ‘’ Birkaç kişinin bunu söylemeye ziyadesiyle hakkı var,’’ diye beyan etti Jurgen, ‘’ ama kimin konuştuğunu tahmin edebiliyorum. Seni pohpohlamaya gelirsek, vaftiz anne, o gün Glathion’ da sadece şaka yapıyordum, aslında gölgenin benim... Continue Reading →

E.R. Eddison – Ouroboros Yılanı

Lord Gro cevap verdi ona, ”Ey Kral, bir çocuğun ipe papatya dizmesi gibi kolayca çağırdığınız bu dehşetli biçimleri. Ölümcül bir korku derinlerden böyle çağrılamaz gerçekte; ancak çabalayarak, ter dökerek, düşünceyi, azmi, yüreği ve kasları zorlayarak çağrılır.”             Kral gülümsedi. ”Doğru söylüyorsun. Öyleyse heyula oyunları kalbini yıldırmadığı için şimdi sana daha cismani bir korku göstereceğim.”            ... Continue Reading →

Robert E. Howard – Conan: Ejderhanın Saati

             Uzun mumların titreşen alevi duvarlara kıpır kıpır siyah gölgeler düşürüyor, içerideki kadife goblenler dalgalanıyordu. Lakin odada hiç rüzgâr yoktu. Etrafta dört adamın dikildiği abanoz masanın üstünde oyma yeşim gibi parıldayan yeşil bir lahit duruyordu. Her bir adamın kalkık sağ elinde yeşil bir ışık saçan siyah renkli garip birer mum... Continue Reading →

Son Kasım

Mevsim sonbahar Aylardan kasım Son yaprağı Sessizce düştü toprağa Hüzün ninni söylüyor Uyanamadım… Geç mi kaldı geçti mi zaman Bir nefes bir nefes… Sesimi geceyi tırmalayan Hadi gidelim vakit tamam. Hangi gün doğdun yitik zaman Son kutlama, hediyesi sensiz her an Güneş mi kayboldu Yıldızlar mı söndü Ay küsmüş Bu bir alamet-i kıyamet kaybolmuş zaman... Continue Reading →

CEMAL GÜZEL – SAĞDUYU FİLOZOFU: POPPER

                 Bilimsel etkinliğin “ amacı “ ndan söz etmek belki bir parça safdilliktir; çünkü değişik bilginlerin başka başka amaçlarının olduğu, ayrıca da bilimin kendisinin (ne anlaşılırsa anlaşılsın) amaçlarının olmadığı açıktır. Bunların tümünü kabul ediyorum. Ama yine de, bilimden söz ettiğimizde, bilimsel etkinliğe özgü bir şeyin olduğu kanısına gerçekten aşağı yukarı varıyoruz; ayrıca, bilimsel... Continue Reading →

Lord Dunsany – Elfdiyarı Kralı’nın Kızı

...Lirazel bir gün geç vakitte çocuk odasından dönüşte kulesinin yüksek pencerelerinin önünden geçerken yıldızlara tapmaması gerektiğini hatırlayarak dışarıdaki akşama bakarken pederin kutsal eşyalarını aklına getirdi ve kendisine söylenenleri anımsamaya çalıştı. Onlara gerektiği gibi tapmak öyle zor geliyordu ki. Lirazel kısa bir süre içinde kırlangıçların topyekûn gideceğini ve onlar gittiği zaman genellikle ruh halinin değiştiğini biliyordu.... Continue Reading →

Jules Verne – Doktor Ox’un Deneyi

Doktor Ox, topluca ve orta boylu bir adamdı; yaşına gelince… yaşını kestirmek oldukça zordu, uyruğunu da. Zaten bunun pek de önemi yok. Onun, Hoffmann’ın bir eserinden fırlamış gerçek bir eksantrik ve hiç kuşkusuz, Quiquendone sakinleriyle gülünç bir tezat oluşturan, sıcakkanlı ve coşkulu, garip bir insan olduğunu bilmek yeterli. Kendine ve doktrinlerine sarsılmaz bir güveni vardı.... Continue Reading →

William Morris – Dünyanın Ötesindeki Orman

Yaşlı adam biraz ilerledikten sonra Walter ihtiyatla ayağa kalktı. Yanında içinde biraz peynir, kurutulmuş balık ve küçük bir matara dolusu şarabın bulunduğu bir çıkın, bir küçük yay ve bir sadak dolusu ok vardı ve tahta saplı bir bıçakla güçlü ve kaliteli bir kılıç kuşanmıştı. İşe yarar tüm eşyalarını gözden geçirdikten sonra hızla tepeden aşağı indiğinde,... Continue Reading →

J.R.R. Tolkien – Büyük Wootton Demircisi

…Eski aşçıların el yazılarını çözebildiğinde, tarifler kafasını karıştırdı, çünkü hiç duymadığı bir sürü şeyden, ayrıca unuttuğu ve zamanında bulamayacağı malzemelerden bahsediyorlardı ama defterde geçen bir iki baharatı deneyebileceğini düşündü. Kafasını kaşıdı ve son Aşçıbaşı’nın özel kekler için sakladığı baharatları ve diğer malzemeleri koyduğu bir sürü farklı bölmesi olan eski siyah kutuyu hatırladı. İşi devraldığından beri... Continue Reading →

J. R. R. Tolkien – Beren ile Luthien

“Ah Beren, Beren!” diye bir ses geldi, “neredeyse geç kalacak, bulamayacaktım seni!” Aman mağrur olanım, korkusuz ellim ve yüreklim daha veda zamanı gelmedi, ne de ayrılıyoruz şimdi! Olanlar Elf soyundan böyle çabuk vazgeçmezler kucakladıkları aşktan. Benim aşkım da en az senin ki kadar bil ki, ölümün kapılarını zorlamak ve kulelerini yıkmak açısından, bir gözdağıyla, hala... Continue Reading →

Yan Lianke – Günler Aylar Yıllar

  "İhtiyar, ellerindeki tozu çırparak temizlemeye çalışırken, Baozhang, dedi, ah be Baozhang, sen hayattayken, sana bir kötülüğüm dokundu mu ha, senden iki hafta önce doğmuş olmama rağmen, seni ne zaman görsem, ağabey diye hitap ettim sana, evinde tahıl yoksa söylemen yeterdi be, aksi gibi bütün gün boşu boşuna evin altını üstüne getirttin bana, sanki güçten... Continue Reading →

Uğur Mumcu – Sakıncalı Piyade

O günlerde insanca, dostça bir merhabanın bile özlemini çekiyorduk. Hiç unutmam, Hukuk Fakültesinden bir asistan arkadaşım, bir Amerikalı subayın tercümanı olarak Patnos’a gelmişti. İlerici olmasına ilerici, devrimci olmasına devrimciydi.Yedek subaylığını yapıyordu. Alayın eğitim alanında karşılaştık. Görmezlikten geldi. Tam önümden geçerken, başını Amerikalı subaya doğru dönerek, geçti gitti. Kolay mı sakıncalı olmak? Ya bana selam verdiğini... Continue Reading →

Jack London – Kızıl Veba

“Para nedir Granser?” İhtiyar daha cevap vermeye fırsat bulamadan aklına bir şey gelen çocuk, zafer kazanmışçasına üstündeki ayı postunun içindeki keseye elini sokup hırpalanmış ve kararmış bir gümüş dolar çıkardı. Parayı yaklaştırınca ihtiyarın gözleri ışıldadı. “Ben göremiyorum,” diye mırıldandı. “Bak bakalım tarihini görebilecek misin, Edwin?” Çocuk kahkahalarla güldü. “Harikasın Granser,” diye bağırdı hoşnutlukla, “her zaman... Continue Reading →

J.R.R. Tolkien – Ham’lı Çiftçi Giles

Güzel bir geceydi. inekler tarlalara yayılmıştı ve Çiftçi Giles'ın köpeği kendi başına yürüyüşe çıkmıştı. Ayışığından ve tavşanlardan hoşlanan bir köpekti. Elbette, yürüyüşe çıkmış bir de dev olduğundan habersizdi. Bilse, izinsiz dışarı çıkması için iyi bir sebep olurdu. Ama sakin sakin mutfakta oturması için daha iyi bir sebep olurdu. Saat iki civarında dev, Çiftçi Giles'ın tarlalarına... Continue Reading →

Jean-Gérard ROSSİ – Analitik Felsefe

5.Mantıkcı Pozitivizim ve Metafizik Eleştirisi KIasik empirizimde bir bilgi teorisi düzeyinde empirik bilgi, formel bilgi ve metafizik sözde-bilgi arasında geçerli olan ayrım, Wittgenstein tarafından anlamlı, boş-anlamlı ve anlamdan yoksun sözde-önermeler arasında yapılmış ayrım ile bir anlam teorisi düzeyinde tekrar ele alınır. Empirist bir anlayış ile mantıkçı bir yaklaşımın kaynaşması, Wittgensteine’ın Tractatus’unu kendisine destek alan felsefi... Continue Reading →

Charles Bukowski – Kadınlar

  " "Ya aşk?" dedi Valerie. "Ruhsal bir yükün altından kalkabilenler için güzeldir aşk. Deli gibi akan bir idrar nehrini sırtında ağzına kadar dolu bir çöp bidonuyla aşmaya çalışmak gibi" "O kadar da kötü değildir!" "Bir ön yargı biçimidir aşk. Benim yığınla ön yargım var zaten." Valerie pencereye gitti. " Herkes eğleniyor, havuza giriyor, o... Continue Reading →

Charles Bukowski – The Last Night of The Earth Poems

MAVİ KUŞ   "bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama ben ondan güçlüyüm, kal, diyorum ona, kimsenin görmesine izin veremem.   bir mavi kuş var yüreğimde çıkmaya can atan ama viski döküyorum üstüne sigara dumanına boğuyorum, fahişeler, barmenler ve bakkal çırakları hiçbir zaman bilmiyorlar onun orada olduğunu.   bir mavi kuş var yüreğimde... Continue Reading →

Yılmaz Karakoyunlu – Güz Sancısı

Ankara Expresi, Haydarpaşa Garı’na girdi. İstanbul aydınlık fakat sancılı bir eylül sabahına uyanmış ve öylesine donup kalmıştı… Yolcular telaşlı adımlarla Eminönü vapuruna yetişmeye çalışıyorlardı. Gar polisleri ikinci perona giden yolları tuttular. Demokrat Parti’nin itibarlı mebusları, sabah mahmurluğunun sindiği yorgun yüzleriyle son vagondan indiler. Dün Meclis’te bir fırtına esmiş, Menderes kürsüde asabi tavırlar içinde adeta kükremişti:... Continue Reading →

Alexis Bertrand – Ahlak Felsefesi

                             Eskiler, kişisel olgunluğa ulaşmak için iki yol bulunduğunu açıklarlardı. Biri bedenin terbiyesi, diğeri müzik idi. Öncekilere göre, bedenin terbiyesi, vücudu, gerek güzellik, gerekse kuvvet açısından sağlığın en yüksek noktasına ulaştırılacak olan bütün bedeni alıştırmalarla sağlığın şartlara göre korunmasından ibaret idi. Musiki tabirinden de güzel sanatları kastederlerdi. Bunun en önemlisi de şiir idi. Hatta,... Continue Reading →

George Macdonald – Fantastes

Ormanın içine doğru ilerledikçe keyfim yerine gelse de o eski rahatlığımdan eser yoktu. Neşenin hayata benzediğini öğrenmiştim artık; ikisi de mantıklı argümanlarla ortaya çıkarılamazdı. Acı veren düşüncelerin üstesinden gelmenin en iyi yolunun, elinden geleni ardına koymamaları için onlara meydan okumak olduğunu; yorulana kadar yalan söylemelerine, kalbini kemirmelerine izin vermek gerektiğini sonradan öğrendim. En sonunda içinde,... Continue Reading →

Antonie de Saint- Exupéry – İnsanların Dünyası

… “Hayat belki bizi birbirimizden uzaklaştırır, birbirimizi düşünmekten alıkoyar, ama nerede olduğunu bilmesek de arkadaşlarımız bir yerlerdedir. Unutulmuş ve sessizdirler, ama sonsuza dek sadıktırlar! Olur da yollarımız kesişirse keyiften şiddetle tutup sarsarız birbirimizi omuzlarımızdan! Şüphesiz biz beklemeye aşinayızdır…” (s.28) İnsana özgü kinlerinin, dostluklarının, sevinçlerinin o büyük oyununu ne ince bir dekorun önünde oynar insan! İnsanlar,... Continue Reading →

Tim Burton – İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü ve Diğer Hikayeler

Çok Gözlü Kız“Gezerken bir gün parkta Şaşıp kaldım bir anda Bir sürü gözü olan Bir kız vardı karşımda Gerçekten çok güzeldi (bir o kadar şok edici) Ağzı da vardı tabii Muhabbet ilerledi Konuştuk çiçeklerden Gittiği şiir dersinden Gözlük takacak olsa Çekeceği dertlerden Bu kadar çok gözü olan Bir kızı tanımak harika Ama sırılsıklam oluyorsunuz Ağlamaya... Continue Reading →

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑