"Görüşü geleneğe göre biçimlenmiş belki de on altısından beri çırak ya da öğrenci olarak çalışmış bir ressamın kendi görüşünü olduğu gibi kabul edebilmesi, bu görüşü o zamana dek kullandığı uygulamalardan kurtarabilmesi gerekiyordu. Kendisini ressam yapan ölçüleri tek başına ele alıp değerlendirebilmesi gerekiyordu. Ressamlara yakıştırılan görme biçiminden kurtulmuş bir ressam olarak görebilmesi gerekiyordu kendisini. Bu da... Okumaya Devam et →
Görenekler Ne Demek?
"(customs) Görenekler, toplumlarda yerleşik olarak görülen düşünme ve hareket etme biçimlerini yansıtır. Görenekler konusu çeşitli düzeylerde incelenmiştir. Etnografik açıklamalarda günlük yaşamın tekdüze yönleri ayrıntılı olarak resmedilir. Daha karmaşık bir düzeyde ise, bu rutin alışkanlıklarda içerili olan kurallar analiz edilip, tekrarlanan hareketi erdeki kültürel kalıplar ortaya konabilir. Son olarak, görenek bütün bir kültürün ya da bir... Okumaya Devam et →
Apagoge Ne Demek?
"Aristoteles mantığında, büyük öncülü kesin, fakat küçük öncülü yalnızca olağan olan bir tasıma; bir sonucun geçerliliğini, söz konusu sonucun çelişiğinin doğru olduğunu kabul ederek ve bundan olanaksız ya da kabul edilemez sonuçların çıktığını göstererek kanıtlayan, dolaylı bir kanıtlama yöntemine verilen ad" (s. 64). Cevizci, Ahmet (1999). Paradigma Felsefe Sözlüğü, Paradigma Yayınları, İstanbul.
Duyumculuk Ne Demek?
" (fr. sensualisme; alm. Sensualismus; ing. sensualism). Tüm bilgilerimizin duyumlardan geldiğini bildiren deneyci öğreti. Buna göre duyular bilginin gerekli ve yeterli koşuludur. Biz en soyut bilgilerimizi bile duyumardan elde ederiz. Duyumcu bakış açısı XVIII. yüzyıla kadar yoktur, çünkü duyguyla duyumun birbirinden ayrılması bu yüzyıldan sonra başlar. Duyumda dış uyarı, duyguda bir sunum söz konusudur. Yüzümüze çarpan rüzgarı... Okumaya Devam et →
Gilles Deleuze – Anti-Ödipus (Kapitalizm ve Şizofreni 1)
"Başka bir şey değil, ama sadece arzu ve toplumsallık vardır. Toplumsal yeniden-üretimin en bastırıcı ve en ölümcül biçimleri dahi, böylesi bir üretimin, analiz etmemiz gereken çeşitli koşullar altında verdiği netice olan bir organizasyon dahilinde arzu tarafından üretilirler. Siyaset felsefesinin temel sorusunun hala Spinoza'nın ortaya koyduğu (ve Wilhelm Rich'ın yeniden keşfettiği) soru olmasının nedeni budur:... Okumaya Devam et →
Zübdetü’t-Tevarih- Evren Haritası Minyatürü
Yeryüzü ve 7 kat semayı hem burçlarla hem de Ayın 28 evresiyle birlikte betimleyen Dünya merkezli evren haritası, Zübdetü't-Tevarih minyatürlerindendir. Eserin metni Seyyid Lokman Aşuri tarafından yazılmış ve dönemin padişahı III. Murat'a sunulmuştur. Topkapı Sarayı Müzesi, Zübdetü't-Tevarih (1583) Kaynak
Yusuf Atılgan- Aylak Adam
"Cadde soğuktu, kalabalıktı. İçi bulanıyordu. Sanki dudaklarının derisi kabuk kabuk kalkmıştı. Yaladı; Ağacami'nin duvarı dibine tükürdü. Kusmaktan korktu. Geçenler ona bakıyorlardı. Yürüdü. 'Bu caddenin elbet tenha olduğu zamanlar da vardır. Hiç görmedim ben. Kim bu insanlar? İşten mi dönüyorlar; eğlenceye mi gidiyorlar? Şu adamın burnu Gide'in burnuna benziyor. Ama nasıl da kasvetliler. Bunların içinde 'meçhul... Okumaya Devam et →
J. B. Bury – Fikir ve Söz Hürriyeti
"Avrupa'da ammenin düşüncesi din ve devlet ayrılığını kabul edecek derecede olgunlaşmış değildi, nitekim en nüfuzlu dini heyetlerin hepsi de tolerans prensipini kötü bir ahlaksızlık gibi görmekte idiler. Halbuki dini devletten ayırma esası, onyedinci asırda Atlantikin öbür tarafında, Yeni Dünyanın bir köşesinde tatbik sahasına çıkarılıverdi. İngiliz Kilisesi ile devletinin toleranssızlığından kaçan Puritanlar Şimali Amerika'da New... Okumaya Devam et →
Getto Ne Demek?
"(ghetto) Dezavantajlı konumdaki grupların bir bölgede toplanmasıyla nitelenen bir kent içi alan. Getto terimi genellikle etnik gruplarla (örneğin, siyah Kuzey Amerikalılar) bağıntılı olarak kullanılmaktadır ve ilk kez Avrupa'daki kentleşmiş Yahudi topluluklarını anlatmak için başvurulmuştur. Bu alandaki klasik araştırma, gettonun hem sosyal psikolojik bir fenomen, hem de ekolojik bir fenomen olarak anlaşılabileceğini ileri süren, çünkü gettonun... Okumaya Devam et →
Gilles Deleuze – Kritik ve Klinik
Edebiyat ve Yaşam ... "Kişi kendi nevrozlarıyla yazmaz. Nevroz, psikoz; bunlar, yaşam geçitleri değil, süreç kesintiye uğradığında, engellendiğinde, tıkandığında içine düşülen durumlardır. Hastalık bir süreç değil, "Nietzsche örneği''nde olduğu gibi, sürecin durmasıdır. Bu haliyle yazar da hasta değil, daha ziyade hekimdir, kendisinin ve dünyanın doktorudur. Dünya, hastalığın insanla karıştığı semptomlar bütünüdür. Bu durumda, edebiyat bir... Okumaya Devam et →
Arzu Felsefesi Ne Demek?
"[İng. philosophy of desire; Fr. philosophie du desire]. Çağdaş Düşünürler Deleuze ve Guattari'nin, arzuyu, genel bir rasyonalizasyon süreci içinde, bilinç lehine bastıran modern düşünnceye karşı geliştirdikleri, olumlu ve üretken bir güç olarak değerlendirilen arzunun serbest bırakılmasını, akışkanlığının ve üretkenliğinin sağlanmasını amaçlayan felsefeleri. Geleneksel rasyonalist şemaların arzunun üretken akışını önlediklerini, arzuyu istikrarlı hale getirip sabitleyen, yaratıcı... Okumaya Devam et →
Doğuştancılık Ne Demek?
" (fr. nativisme; alm. Nativismus; ing. nativism). Bilgilerimizin doğuştan geldiğini öne süren öğreti. Zihinde deneyle elde edilen bilgilerden önce doğuştan gelen bilgilerin bulunduğunu ileri süren öğreti. Doğuştancılık klasik usçuluğun temelinde yer alır. Doğuştancılar, deneyci bakış açısına tam karşıt bir tutum içinde, dünyaya gelen bireyin zihnini bir tabula rasa olarak görmezler. Onlara göre zihin önsel yani a... Okumaya Devam et →
J. R. R. Tolkien – Hobbit
"Topraktaki bir oyunta bir hobbit yaşardı. Solucan kuyruklarıyla ve sulu çamur kokusuyla dolu, iğrenç, pis, ıslak bir oyuk değil, oturacak veya yemek yiyecek bir yeri olmayan kuru, çıplak, kumlu bir oyuk da değil: Bir hobbit kovuğuydu ve bu da konfor demekti" (s. 7). Tolkien J. R. R. (2011). Hobbit, (çev. Gamze Sarı), İthaki Yayınları,... Okumaya Devam et →
Hermann Hesse- Siddhartha
Okurken dinlemek için "Dünyayı ilk kez görüyormuş gibi çevresine bakındı Siddhartha. Güzeldi dünya, renkliydi, garip ve gizemliydi! Burada mavi, şurada sarı, orada yeşildi. Gökyüzü akıyor, ırmak akıyor ve orman gözlerini dikmiş bakıyor ve dağ gözlerini dikmiş bakıyordu; hepsi güzel, hepsi gizemli ve büyüleyiciydi, bütün bunların ortasında da o vardı, Siddhartha, uykulardan uyanmış, kendine giden yolda... Okumaya Devam et →
Gerontokrasi (Yaşlılar Hakimiyeti) Ne Demek?
"(gerontocracy) Yaşlı erkeklerin egemen olmasını anlatan gerontokrasi terimi, sosyal antropologlar tarafından 1930'lu yıllarda, Afrika'da Sahra'nın güneyindeki, toplumsal tabakalaşmanın yaş gruplarına veya katmanlarına dayandığı, kamusal rollerin yaş katmanlarına (ve toplumsal cinsiyete) göre dağıtıldığı, yönetim fonksiyonlarının en ileri yaş grubuna verildiği bazı toplumları tarif etmek amacıyla kullanılmıştır. Gerontokrasi terimi şimdi daha genel olarak, en üst düzeydeki karar... Okumaya Devam et →
Herman Melville – Moby Dick -Beyaz Balina
"Karalıların balina yemekten tiksinmeleri, bekli de bu etin yağlı ve ağır olmasından değildir sadece. Yukarıda belirttiğimiz neden de karışıyor işin içine: Bir insanın, daha yeni öldürülmüş bir deniz yaratığını, kendi yağının ışığında yemesi; işte asıl budur karalıları tiksindiren. Dünyada ilk olarak bir öküzü öldüren kişi, her halde bir katil sayılmış, belki de asılmıştır bile. Hele... Okumaya Devam et →
Araçsal Akılcılık Ne Demek?
"[lng. instrumental rationalism; Fr. rationalisme instrumental] Amaçların belirlenmesiyle, amaçların rasyonalitesi ya da geçerliliğiyle değil de, salt belirli ya da daha önceden belirlenmiş amaçlara en iyi ve emin bir biçimde nasıl ulaşılacağıyla ilgili olan, verilmiş amaçlara ulaşmanın en etkili yollarının seçimi üzerinde duran akılcılık türü. Daha çok Frankfurt Okulu düşünürlerinin Aydınlanmaya ve modernliğe ilişkin eleştiri ve değerlendirmelerinin... Okumaya Devam et →
Doğurtma Ne Demek?
"(yun. maieutike; fr. maieutique; alm. Maieutik; ing. maieutics). Buldurarak düşündürme yöntemi. Sokrates’in düzenli sorular sorarak doğruyu karşıdakine buldurma yöntemi. Doğurtma Sokrates’in uyguladığı tartışma yönteminin bir parçasıdır. Bu yöntemle Sokrates konuştuğu insanların tartışma sırasında bilgi ortaya koymalarını, doğurmalarını sağlar. Bu bir bakıma insanın zihninde taşıdığı ama var olduğunu bilmediği bilgiye ulaşmasıdır. Tartışmada önce karşısındakini açmazlara düşüren ve onu... Okumaya Devam et →
Sophokles- Kral Oidipus
"OİDİPUS Sen karanlıkta yaşayan bir insansın; benim gibi, başkaları gibi aydınlığı görenlere kötülük edemezsin. TEİRESİAS Seni mahvedecek olan ben değilim; sana Apollon yeter. OİDİPUS Bu güzel buluşlar senin mi, yoksa Kreon'un mu? TEİRESİAS Sana kötülük eden Kreon değil; kötülüğü kendinde ara. OİDİPUS Güzel şey ikbale ermek, iktidarı elde tutmak, üstün bilgili olmak! Ama ne kıskançlıklar... Okumaya Devam et →
Gustav Meyrink – Golem
"Belki de her zaman aramızda ve biz onu algılayamıyoruz. Bir diyapazonun sesini tahtaya dokunup titreşmeden önce duyabiliyor muyuz? Belki de kendi bilinci olmayan ruhsal bir sanat yapıtı bu, öyle bir yapıt ki bir kristal gibi değişmez yasalara göre oluşuyor. Kim bilir? Boğucu günlerde havadaki elektrik geriliminin dayanılmaz dereceye kadar yükselip bir şimşek doğurması gibi, hep... Okumaya Devam et →
William Shakespeare – Soneler
XLIII "Apaçık görüyorum gözlerimi yumunca. Bütün gün gördüklerim taşımaz hiçbir değer, Ama düşlerde hep sen varsın uyku boyunca; Göz karanlıkla ışır, karanlıkları deler. Başka bütün gölgeler, gölgende ışık bulur; Bedeninin gölgesi mutluluğu gösterir Işıl ışıl gündüze saçarak daha çok nur, Senin Gölgen nasıl da kör gözlere fer verir. Gözlerim kutlu olur seni seyrettikçe ben,... Okumaya Devam et →
Friedrich Nietzsche – Böyle Söyledi Zerdüşt
Pazaryerindeki Sinekler Üstüne "Kaç dostum, yalnızlığına! Büyük adamların gürültüsünden serseme döndüğünü ve küçüklerin iğneleri ile sokulduğunu görüyorum senin. Orman ve kaya seninle birlikte susmayı bilirler. O sevdiğin geniş dallı ağaca benze yine: sessizce ve dinleyerek asılı durur o, denizin üstünde. Yalnızlığın bittiği yerde başlar pazaryeri; ve pazaryerinin başladığı yerde başlar büyük oyuncuların gürültüsü ve zehirli... Okumaya Devam et →
Fundamentalizm (Dinsel) Ne Demek?
"(fundamentalism -religious) Bildirilmiş dinin temel metinlerine ya da 'temeller'ine (fundamentals) geri dönmeyi isteyen bir hareket ya da inanç. Dolayısıyla fundamentalizm, dinde modernizm ve liberalizme zıt bir çizgidir. Fundamentalizm terimi, 1920'lerden beri Hıristiyanlık içindeki Protestan eğilimler ve son zamanlarda İslamiyet içindeki eğilimler söz konusu olduğunda kullanılmaktadır. Teolojik bir nitelik taşımasına rağmen, genellikle toplumsal reform ve siyasal iktidarın... Okumaya Devam et →
Antropomorfizm Ne Demek?
"[Os. ademperestlik; İng. antropomorphism; Fr. antropomorphisme; Al. antropomorphismus]. İnsanbiçimcilik. 1 Yunanca insan anlamına gelen anthropos ve biçim, şekil anlamına gelen morphe sözcüklerinden türetilmiş olan antropomorfizm, genel olarak insana ait özelliklerin insan dışındaki varlıklara yüklenmesini ifade eder. 2 Antropomorfizm daha özel olarak da, Tanrı'nın tanrıların ya da doğal güçlerin insan şekline ve insanın niteliklerine sahip olduğunu... Okumaya Devam et →
Demiurgos Ne Demek?
"(yun. söz.) Platon, Timaios diyaloğunda Demiurgos’u evrenin kurucu etkeni olarak tanımladı. Demos, halk; ergon, iş’den gelen Demiurgos, halk için çalışan demektir. Plotinos’da Demiurgos evrenin ruhu anlamındadır" (s. 123). Timuçin, Afşar (2004). Felsefe Sözlüğü, Bulut Yayınları, İstanbul.
Halil Cibran – Asi Ruhlar
Günahkar Halil'den... "Saik Abbas gence baktı ve gök gürlemesi gibi bir sesle sordu: 'Adın ne?' Genç adam cevap verdi: 'Halil.' Saik Abbas devam etti: 'Akrabaların kimlerdir, nerede doğdun?' Kendisine kin dolu gözlerle ve alaycı bakışlarla bakan köylülere dönen Halil şöyle dedi: 'Halkım ve ailem yoksullar ve haksızlığa uğrayanlardır, doğum yerim bu geniş ülke... Okumaya Devam et →
Charles Baudelaire – Paris Sıkıntısı
XXIII YALNIZLIK ... "La Bruyére bir yerlerde, 'Yalnız olamamanın büyük mutsuzluğu!' der, kendi kendilerine katlanamamaktan korkarak kalabalıkta kendilerini unutmaya koşanları uyandırmak ister sanki. Bir başka bilge, yanılmıyorsam Pascal, 'Neredeyse tüm mutsuzluklarımız odamızda kalmayı bilememiş olmamızdan geliyor başımıza,' der, böylece, içe kapanış hücresinde, mutluluğu devinimde, bir de yüzyılımın güzel diliyle konuşmam gerekirse, kardeşçil diye adlandırabileceğim bir... Okumaya Devam et →
Ahmet Hamdi Tanpınar- Mahur Beste
"O gece Molla bey, ilk defa olarak, insanî zaafın da bir nevi kuvvet olduğunu öğrenmiş, büyük kartal uçuşlarının alıp götürmediği yerlerde sabrın, küçük ve devamlı çalışmanın, kanaat ve tevekkülün birtakım şeyler, hattâ çok iyi şeyler yapabileceğini samimilikle düşünmüştü. Şimdi oğlunun her yıl küçücük ve dar göğsünü âdeta şişiren bir iftiharla, getirip ayaklarının dibine koyduğu deste... Okumaya Devam et →
N. Vasilyeviç Gogol- Dikanka Yakınlarında Bir Çiftlikte Akşam Toplantıları
Okurken dinlemek için "Ya cadı karısı ne oldu?" diye sordu. "Cadı karısı mı? Köyümüzün yaşlı kadınları hikâyenin sonunu şöyle uydurmuşlar: Gölette boğulmuş kızların tümü o günden sonra mehtaplı gecelerde beyin bahçesine çıkar, ayışığında ısınırlarmış. Yüzbaşının kızına büyük sevgi saygı gösteriyorlarmış. Bir gece üvey anasını göletin kıyısında görmüş küçükhanım. Atılmış üzerine, bağırarak suya çekmiş onu. Gelgelelim... Okumaya Devam et →
Mary Cassatt (1844-1926)
Japon sanatının süslemeci ögelerini İzlenimcilikle birleştiren ressam, Philadelphia Güzel Sanatlar Akademisi'nde eğitim görmüş, sonrasında ise Paris'e yerleşmiştir. Paris'te üslubunu derinden etkileyen Degas'nın dostu olan Cassatt, Amerikalı olmasına karşın Fransız İzlenimciler arasında sayılmış; eserlerini kadınsı bir yumuşaklıkla -diğer İzlenimcilerden farklı olarak- betimlerken en çok anne ve çocuk teması üzerine çalışmıştır. Kür, I. (2008). "Cassatt, Mary", Eczacıbaşı... Okumaya Devam et →