Amin Maalouf – Empedokles’in Dostları

Bu satırları yazarken zararlı, kindar bir yağmur yağmaya devam ediyor. Bardaktan boşanmıyor sanki gökten sızıyor.                 Akıl dışı korkularımı bastırmak için yeniden Eve’nin kitabına gömüldüm.                 İlk çıktığında, henüz komşumu tanımadan, sesi hala kulaklarımda değilken, en önemlisi de gizemli hayranları hakkında henüz hiçbir şey bilmiyorken okusaydım, izlenimlerim kuşkusuz daha farklı olurdu. Şu anda ise zihnimde... Continue Reading →

William Golding – Serbest Düşüş

Nick’in dünyası da gerçek değildi. O da evreni kaplamıyordu; yaptığımız her bir küçük deneyin sonucu katlanıp çoğalarak tüm evreni doldurmuyordu. O bir çoğaltma deneyi yaptığı zaman ise ilgiyle seyredip hayran kalıyorduk. Nick derslerinde yıldızların çekim gücünü tasvir ederken resimlerini de yapıyordu. O zaman, o dahil hepimizin içine fen bilgisi yerine şiir dolardı. Nick’in  çıkardığı sonuçlar,... Continue Reading →

Frank Thilly – Felsefeye Yolculuk

Skolastizmi üç temel evreye ayıracağız. 1. Biçimsel dönem, dokuzuncu yüzyılda başlamış ve on ikinci yüzyılda bitmiştir. Büyük ölçüde Platon düşüncesinden etkilenmiştir: Platonculuk, Yeniplatonculuk ve Augustianizm bu evrenin egemen felsefi eğilimleridir. İdealar ya da tümeller, Platon terimleri ile nesnelerin gerçek özleri ve nesnelerin öncelleri olarak (universalia sunt realia antaeres) algılanmaktadır. Bu, Anselm’in öncü olduğu Platonik gerçeklik... Continue Reading →

Ursula K. Le Guın – Dünyaya Orman Denir

Selver bir tanrı.                 Küçük yeşil kocakarı böyle söylemişti, sanki herkes biliyormuş gibi, Bilmemkim bir avcı dermiş gibi basit bir şekilde. “Selver sha’ab ne demekti, acaba? Athsiheliler’in   günlük  konuşma dili olan Kadın Dili’indeki birçok kelime tüm topluluklarda aynı olan Erkek Dili’nden geliyordu ve bu kelimeler çoğu kez sadece çift heceli değil, aynı zamanda çift anlamlıydı... Continue Reading →

Jared Diamond – Tüfek, Mikrop Ve Çelik

             İnsanlık tarihinde öldürücü mikropların oynadığı önemli rolü çok iyi gösteren olay Yeni Dünya’nın Avrupalılarca fethedilişi ve nüfusun azalışı olayıdır. Avrupalıların tüfekleri ve kılıçlarıyla savaş alanlarında ölen Amerikan yerlilerinden çok daha fazlası Avrasya mikropları yüzünden yataklarında öldüler. Yerlilerin ve yerli şeflerin çoğunu öldüren ve hayatta kalanların morallerini çökerten bu mikroplar yerlilerin direncini yerle bir etti.... Continue Reading →

Gogol – Bir Delinin Hatıra Defteri

Hikâyede geçen dairenin adını vermeyeceğim. Zira bu zamanda herkes kendisine yöneltilen her tenkidi bütün topluma yapılmış bir tecavüz sayıyor. Asker olsun, farketmiyor. Bir rütbe ve makam işgal eden her asker ve her memur, kendisini devletin temsilcisi görüyor. Böyle olunca, ahlaksız bir memurun rezaletini dile getirmeniz o memura değil de işgal ettiği makama, dolayısiyle devlete hakaret... Continue Reading →

Zweıg Stefan – Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar

“Je serai compris vers 1900.” (1900’lü yıllarda anlaşılacağım.) Stendhal Stendhal, Diderot ve Voltaire’deki kaba materyalizmden hareket etmiş, bir hamlede bütün bir yüzyılı, 19. Yüzyılı aşmış ve ruh incelemelerinin bir bilim haline geldiği psiko-fizik çağının ortasında yere inmiştir. Nietzsche’nin dediği gibi,” bir şekilde onu aşmak ve onu böylesine etkileyen bulmacaların bazılarını çözebilmek için iki kuşağı geçmesi... Continue Reading →

Doğan Cüceloğlu – İnsan Ve Davranışı

İnsan ve Davranışı Psikolojinin Temel kavramları Bilişim dil, düşünme, problem çözme, hatırlama, kavramlaştırma, hayal etme, öğrenme, bilgi işleme ve sembollerin akılda kullanılışı gibi değişik zihinsel faaliyetleri içerir. Dil bizim iletişim kurmamıza, bilgileri depolamamıza ve daha etkin düşünmemize yol açar. Fonemler konuşulan dilin en ufak ses birimleridir. Türkçe’nin fonemlerinin çoğu alfabemizdeki harflerle gösterilir. Morfem en ufak... Continue Reading →

İlber Ortaylı – İnsan Geleceğini Nasıl Kurar ?

Etrafa Bakma Sanatı Nedir? Nasıl Öğrenilir? Çevreyle ilişki kurmak, evet, bir sanattır. Etrafa bakmak bir sanattır; hayattaki incelikler buradan doğar. İnsanlar buralarda fark yaratır. Etrafına bakmayı bilen insanların şehirleri de ona göre olur. Mesela bu insanlar şehirlerinin siluetini bozmazlar. Etrafına bakmayı bilen insanlar ırmağın akışıyla, rüzgârın esişiyle oynamazlar; şehirlerini de kendilerini de coğrafyayla, tabiatla uyumlu... Continue Reading →

Jacgueine Russ – Avrupa Düşüncesinin Serüveni

19. YÜZYIL BİREY İLE TARİH RASINDA 19. Yüzyılda, ardı ardına yaşanan devrimlerle birlikte tarihin seyri hızlanır (1830 ve 1848 devrimleri); öte yandan bugünkü düşünce yapısını oluşturan unsurlar şekillenmeye başlar. Karmaşık, zengin ve çelişkilerle dolu olan 19. Yüzyıl karşıt imgeler ve düşünceler barındırır. 19. yüzyılda birey düşüncesi güçlü bir biçimde kendini gösterir. Bu, büyük romantik eserlerle... Continue Reading →

Guenon Rene-Modern Dünyanın Bunalımı

Eğer demokrasi halkın kendi kendisini yönetmesi demekse, bu kesinlikle olmayacak bir şeydir ne günümüzde ne de geçmişte bunu doğrulayacak en küçük bir şeye rastlamak mümkündür. Kelimelerin aldatıcılığına kapılmamak gerekir. Aynı insanın, aynı zamanda hem yöneten hem de yönetilen olduğunu söylemek bir çelişkidir. Çünkü, Aristotoles’in deyimiyle söylersek, aynı şeyin, aynı anda, aynı şartlar altında hem muktedir... Continue Reading →

İbni Haldun – Hayatı Ve Eserleri Üzerine Düşünceler

İbni Haldun’a göre devlet ve medeniyetlerin kuruluşları, gelişmeleri, duraklamaları, gerilemeleri ve yıkılmaları tesadüfen vuku bulmaz, çünkü bir medeniyetin bütün müesseseleri, yani devlet, şehir, iktisadi hayat ve ilimler arasında sıkı münasebet vardır ve birinde vuku bulan değişiklik diğerlerine tesir eder. Binaenaleyh, İbni Haldun’un maliye hakkındaki düşünceleri onun medeniyetlerin yükseliş ve yıkılma teorisinin dışında ve ayrı bir... Continue Reading →

Lefebvre Henri – Şehir Hakkı

Teorik düşünüm, şehrin (ekonomik, politik, kültürel, vb.) biçim, işlev ve yapılarının yanı sıra, kent toplumuna içkin toplumsal ihtiyaçları da yeniden tanımlamak zorundadır. Şu ana dek sadece, tüketim toplumu (bürokrasi gündemindeki tüketim toplumu) denen toplumun neden olduğu bireysel ihtiyaçlar değerlendirildi, hatta manipüle edildi ama etkin bir şekilde ele alınmadı, tanınıp bilinmedi. Toplumsal ihtiyaçların antropolojik dayanakları vardır;... Continue Reading →

Derman Bayladı – Pythagoras Bir Gizem Peygamberi

Pythagorasçı felsefede ruhun ölümsüzlüğüne inanıldığına göre, bedenin ölmesiyle birlikte özgür kalan ruh ne olur?                 Bu sorunun yanıtı gerek orpheusçular gerekse onlardan esinlenen ve etkilenen Pythhagorascıların ruhgöçü konusundaki inançlarına da açıklık getiriyor. Yanıt basit: Ruh varlığını bir başka bedende sürdürür.                 Ama bir soru daha var: Beden madem ki ruhun daha önce işlemiş olduğu hataların... Continue Reading →

Yates Frances A. – Elizabet Dönemi Okült Felsefe

9. SPENSER’IN YENİ-PLATONCULUĞU VE OKÜLT FELSEFE: JOHN DEE VE THE FAERIE QUEENE Elizabeht dönemi şairlerinden, tanımlanabilir bir düşünce hareketi içerisine yerleştirilmiş biri varsa o da, çoğunlukla Yeni-Platoncu olarak nitelendirilen Edmund Spenser’dir. Eskiden kullanıldığı anlamıyla bu yafta, modern araştırmacıların açığa çıkardığı üzere, Ficino ve Pico’nun biçimlendirdiği Rönesans Yeni-Platonculuğunun içindeki Hermesçi-Kabalacı özü dışarıda bırakıyordu. Hakkındaki engin litaretüre... Continue Reading →

Bennı Stefano -Denizin Dibindeki Bar

Halı Satıcısının Hikâyesi KULALA’NIN DÖRT TÜLÜ UYKU!... kin çöpçüsü! (Tristan Corbiere) Yuela Nehri yakınlarında bir köyde, Doruma adında çok şanslı bir adam varmış. Güzel bir karısı, iki sağlıklı çocuğu ve verimli bir tarlası varmış. İyi bir avcıymış, köyde hiçbir düşmanı yokmuş. Bir gün ormanlar şeytanı Shabunda, onu kulübesinin önünde, dünyanın en mutlu adamıymış gibi keyifle... Continue Reading →

İlya Ehrenburg – Dipten Gelen Dalga

İLYA EHRENBURG DİPTEN GELEN DALGA Dumas Stockholm’e gitti. Paris’ten sonra Stockholm’ü soğuk ve Dünya Komitesi toplantısı için buraya koşuşmuş insanların heyecanlarına karşı kayıtsız buldu. (Dumas şaka yollu –katakomb- diyordu buraya). Sokaklarda uzun boylu, mavi gözlü İsveçliler, dünyalarının dokunulmazlığını anlatmak istercesine sakin, acelesiz yürüyorlardı. Yerin altındaysa delegeler, savaş tehdidi altındaki dünya üzerine konuşuyorlardı. Aralarında zenciler, Kanadalı... Continue Reading →

Jack london – Ademden Önce

Hızlı Şunu da hatırlatmak gerekir ki, az önce Hızlı hakkında çizdiğim portre; hiçbir şekilde, tarih öncesi devirde yaşayan, ikinci benin, yani Koca Diş’in çizdiği portre değildi. Çağdaş insan olan ben, rüyalarımın aracılığıyla ve Koca Diş’in gözleriyle görüyorum. Geçmiş devrin birçok olayı için de durum aynıdır. İzlenimlerimle, okuyucularıma sergileyemeyeceğim kadar karmaşık bir ikilik var. Hikayemin bu... Continue Reading →

Jack London – Yakalanış

Johnny, on dördüne girince kolalama bölümünde çalışmaya başladı. Fabrikada bu, başlı başına bir olaydı. Gel zaman git zaman, bu olay, uykudan ya da haftalığını alma gününden bile çok daha önemli, daha anımsanmaya değer bir şey olmuştu. Bir dönüm noktasıydı bu. Johnny, dokuma bölümünde, bir tezgâhın başında on altıncı yaş gününü kutladı. Evet, burası da heveslendirici... Continue Reading →

George Orwell – Paris ve Londra’da Beş Parasız

Zaman geçiyordu ama Jehan Cottard Hanı pek açılacak gibi durmuyordu. Boris ile birlikte, bir gün öğleden sonra mola saatimizde bakmak için oraya gittik; müstehcen resimlerin dışında hiçbir değişiklik yapılmamıştı. Artık bekleyen iki değil üç ödeme emri vardı. Patron bizi her zamanki mülayimliğiyle selamladı, hemen sonra da benden(yani müstakbel bulaşıkçısından) beş frank ödünç aldı. Bunu yaşadıktan... Continue Reading →

George Orwell – Wigan İskelesi Yolu

Gözlerini ekonomik olgulardan ayıramadıklarından, insanın ruhu olmadığı sanısıyla hareket ederek açık açık ya da gizliden materyalist bir ütopyayı hedef olarak aldılar. Bunun sonucunda da faşizm, hedonizme ve bayağı “gelişme” anlayışına başkaldıran tüm içgüdüleri istismar etme şansına erişti. Kendisini Avrupa geleneklerinin savunucusu olarak gösterebildi ve Hıristiyanlık inancına, vatanseverliğe ve askeri erdemlere hitap edebildi. Faşizmi “kitlesel sadizm”... Continue Reading →

Annie Ernaux – Seneler

Gelecek sene emekliye ayrılacak. Ders notlarını, onları hazırlarken yararlandığı kitaplar, makalelerle ilgili yazıları şimdiden atıyor, hayatını sarmalayan her şeyden sıyrılarak yazma projesi için yer açıyor; böylece bunu daha fazla erteleyecek hiçbir bahanesi kalmayacak. Dosyalarını, defterlerini toparlarken Henri Brulard’ın Yaşamı’nın başlarındaki bir cümleye denk geliyor, “Yakında elli yaşını dolduruyorum, kendimi tanıma zamanı geldi geçiyor.” Bu cümleyi... Continue Reading →

Louis Marin – İmgenin İktidarları

NO – 39, Vernet. Manzaralarının güzelliğiyle ünlü, deniz kıyısındaki kırlık bir yere gitmeden önce bu sanatçının adını sayfamın üst bölümüne yazmış, yapıtlarını sizlerle paylaşmaya hazırlanıyordum. Orada birileri günün en güzel saatlerini yeşil çuhalı masanın çevresinde harcarken [ … ] ; başkaları omuzlarında tüfekleriyle köpeklerini izlemek için kendilerini helak ederken [ … ] ; başka birileri... Continue Reading →

JAMES BRACH CABELL – JURGEN

Bir Adalet Komedisi ‘’ Beni pek kurnazca pohpohladın, Jurgen, zira sen dehşet derecede zeki bir adamsın.’’ İşte kuru sesin kurulukla söylediği buydu. ‘’ Birkaç kişinin bunu söylemeye ziyadesiyle hakkı var,’’ diye beyan etti Jurgen, ‘’ ama kimin konuştuğunu tahmin edebiliyorum. Seni pohpohlamaya gelirsek, vaftiz anne, o gün Glathion’ da sadece şaka yapıyordum, aslında gölgenin benim... Continue Reading →

E.R. Eddison – Ouroboros Yılanı

Lord Gro cevap verdi ona, ”Ey Kral, bir çocuğun ipe papatya dizmesi gibi kolayca çağırdığınız bu dehşetli biçimleri. Ölümcül bir korku derinlerden böyle çağrılamaz gerçekte; ancak çabalayarak, ter dökerek, düşünceyi, azmi, yüreği ve kasları zorlayarak çağrılır.”             Kral gülümsedi. ”Doğru söylüyorsun. Öyleyse heyula oyunları kalbini yıldırmadığı için şimdi sana daha cismani bir korku göstereceğim.”            ... Continue Reading →

Son Kasım

Mevsim sonbahar Aylardan kasım Son yaprağı Sessizce düştü toprağa Hüzün ninni söylüyor Uyanamadım… Geç mi kaldı geçti mi zaman Bir nefes bir nefes… Sesimi geceyi tırmalayan Hadi gidelim vakit tamam. Hangi gün doğdun yitik zaman Son kutlama, hediyesi sensiz her an Güneş mi kayboldu Yıldızlar mı söndü Ay küsmüş Bu bir alamet-i kıyamet kaybolmuş zaman... Continue Reading →

CEMAL GÜZEL – SAĞDUYU FİLOZOFU: POPPER

                 Bilimsel etkinliğin “ amacı “ ndan söz etmek belki bir parça safdilliktir; çünkü değişik bilginlerin başka başka amaçlarının olduğu, ayrıca da bilimin kendisinin (ne anlaşılırsa anlaşılsın) amaçlarının olmadığı açıktır. Bunların tümünü kabul ediyorum. Ama yine de, bilimden söz ettiğimizde, bilimsel etkinliğe özgü bir şeyin olduğu kanısına gerçekten aşağı yukarı varıyoruz; ayrıca, bilimsel... Continue Reading →

Uğur Mumcu – Sakıncalı Piyade

O günlerde insanca, dostça bir merhabanın bile özlemini çekiyorduk. Hiç unutmam, Hukuk Fakültesinden bir asistan arkadaşım, bir Amerikalı subayın tercümanı olarak Patnos’a gelmişti. İlerici olmasına ilerici, devrimci olmasına devrimciydi.Yedek subaylığını yapıyordu. Alayın eğitim alanında karşılaştık. Görmezlikten geldi. Tam önümden geçerken, başını Amerikalı subaya doğru dönerek, geçti gitti. Kolay mı sakıncalı olmak? Ya bana selam verdiğini... Continue Reading →

Jean-Gérard ROSSİ – Analitik Felsefe

5.Mantıkcı Pozitivizim ve Metafizik Eleştirisi KIasik empirizimde bir bilgi teorisi düzeyinde empirik bilgi, formel bilgi ve metafizik sözde-bilgi arasında geçerli olan ayrım, Wittgenstein tarafından anlamlı, boş-anlamlı ve anlamdan yoksun sözde-önermeler arasında yapılmış ayrım ile bir anlam teorisi düzeyinde tekrar ele alınır. Empirist bir anlayış ile mantıkçı bir yaklaşımın kaynaşması, Wittgensteine’ın Tractatus’unu kendisine destek alan felsefi... Continue Reading →

Alexis Bertrand – Ahlak Felsefesi

                             Eskiler, kişisel olgunluğa ulaşmak için iki yol bulunduğunu açıklarlardı. Biri bedenin terbiyesi, diğeri müzik idi. Öncekilere göre, bedenin terbiyesi, vücudu, gerek güzellik, gerekse kuvvet açısından sağlığın en yüksek noktasına ulaştırılacak olan bütün bedeni alıştırmalarla sağlığın şartlara göre korunmasından ibaret idi. Musiki tabirinden de güzel sanatları kastederlerdi. Bunun en önemlisi de şiir idi. Hatta,... Continue Reading →

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑