Jacgueine Russ – Avrupa Düşüncesinin Serüveni

19. YÜZYIL

BİREY İLE TARİH RASINDA

19. Yüzyılda, ardı ardına yaşanan devrimlerle birlikte tarihin seyri hızlanır (1830 ve 1848 devrimleri); öte yandan bugünkü düşünce yapısını oluşturan unsurlar şekillenmeye başlar. Karmaşık, zengin ve çelişkilerle dolu olan 19. Yüzyıl karşıt imgeler ve düşünceler barındırır.

19. yüzyılda birey düşüncesi güçlü bir biçimde kendini gösterir. Bu, büyük romantik eserlerle birlikte öne çıkan “Ben” yüzyılıdır: Senancour’un Oberman’ı (1804), onun yaşam sıkıntısının pençesine düşen yaşam kahramanı ve özellikle de Chateaubriand’ın birinci tekil şahısla yazılan ve öznelliğin acılarını dile getiren Rene’si (1802) bu noktada öne çıkan eserlerdir. 19. Yüzyılın başından sonuna kadar, Tocgueville, Benjamin Constant, Max Stirner, Kierkegaard, Barres ve onun Ben Tapıncı’yla birlikte bireyin ve bireyciliğin karmaşık yönleri açığa vurulur. Bireysel bir özne olmaya yönelik çağrılar bu dönemin en büyük çağrısıdır.

Fakat özne bu dönemin bir diğer paradigması olan tek ve bütünsel bir tarih üzerinden kendini gösterir. Bundan böyle filozof küresel ve evrensel tarihin teorisyenidir; bu özellik daha bütünleştirici ve sistematik olması itibarıyla 18. Yüzyıla oranla önemli bir farklılığa işaret eder. Bu bağlamda, Hegel evrensel tarihe yönelir ve Tarihin Anlamını, Dönüşümün erekselliğini dile getirir. Marx evrensel nitelikteki tarihsel uzlaşmayı haber verir. Tarih kavramının yanında diyalektik kategorisi ortaya çıkar ve Hegel’le birlikte düşüncenin birbirini aşan çelişkiler üzerinden ilerleyişi şeklindeki modern anlamını bulur. İnsanlık tarihinin ürünü olan topluluk veya toplum düşünceleri katı bir biçimde birey kavramının karşısına dikilir.

Nihayetinde 19. Yüzyıl bilim çağıdır; dönemin hakim düşüncesi budur: Pozitivizm (Comte) ve bilimcilik (Renan, Berthelot vb.) anlayışla birlikte, bilim yeni bir inanç biçimi olma yolunda ilerler. Fakat hümanizm de başat bir rol oynar: Bu dönemde hümanizm tarihe ve tarihsel dönüşüm sürecinde insanın bütünsel gelişimi düşüncesine dayanır. Marksist sosyalizmin temel unsurlarından biri böylelikle ortaya çıkar.

19. yüzyılın ortalarında, bilimsel düşünce önemli gelişmelerle sarsılmaya başlar. Carnot ve Clausius enerjinin bozunumu ilkesini ortaya attıklarında (1850) ve Boltzmann fizik alanında istatistiksel olasılık çalışmaları yaptığında (1877), klasik bilimin anahtar sözcüğü olan düzen kavramı tartışmalı hale gelir. Klasik bilimsel ilkelerin epistemolojik olarak sorgulanması, olumsallık düşüncesinin ve olasılık modellerinin gündeme gelmesiyle sonuçlanır.

Bu nedenle, 19. Yüzyıl bir çelişkiler ve aynı zamanda derin kopuşlar yüzyılıdır.

Bütün bir yüzyıl boyunca, Hıristiyanlık ve akılcılık birbirleriyle mücadele halindedir. Aufklarung’un ve Filozofların yerini, Chateaubriand’a göre  “sanatın Hıristiyan biçimi” olan romantizm akımı alır. Fransız Devriminin neden olduğu altüst oluşlardan sonra, Hıristiyanlığın Dehası’nda (1802) görüldüğü üzere dinsel duygular uyanmaya başlar. 19. Yüzyılın ikinci yarısında, IX. Pius (1846-1878) papalık otoritesini güçlendirmeye çalışır. 1899 yılında, XIII. Leon İncil’in kutsal niteliğini yıkıma uğratan endişe verici girişimleri açığa vurur. Ve bu Renan’ın Bilimin Geleceği’nde akılcılığın ve bilimsel örgütlenmenin gelişini haber verdiği bir döneme denk gelir.

Devrimler Yüzyılı

Çelişkiler

19. yüzyıl çelişkiler karmaşıklıklarla dolu bir yüzyıldır. Şaşırtıcı karmaşıklıklar ve çarpıcı çelişkiler. Peki, böyle bir tarihsel dönemi nasıl bir bütün olarak kavrayabiliriz? Basite indirgemesi mümkün olmayan bir dönemi nasıl bireşim haline getirebiliriz? Asıl zorluk burada yatıyor. Genellikle şöyle tanımlamalar yapılır: Rönesans ve hümanizm, 17. Yüzyıl veya klasik çağ, 18. Yüzyıl ya da Aydınlanma dönemi. Oysa, 19. Yüzyıl bütünsel tanımlamalara uymayan bir yüzyıl olarak karşımıza çıkar. Bu yüzyılı belirleyen veya devindiren şey karşıt düşüncelerdir.

Başka bir ifadeyle, 19. Yüzyıl bir karşıtlıklar yüzyılıdır. Romantik insanın, “Uyanın çabuk! Arzuladığım fırtınalar!” diye haykıran Rene’nin yerini, tarihin ve mücadelenin peşine düşen devrimci insan alır; diğer taraftan, burjuva ise sırtını bilime yaslayarak tatmin eder kendini. 1857’de, Madame Bovary adlı eserinde Flaubert, Mösyö Homais üzerinden, tutkulu düşüncelere sahip küçük burjuva tipini betimler. Yaşamın neden olduğu bunalıma bilim ve ilerlemeye duyulan inanç eşlik eder. 19. Yüzyıl Avrupa düşüncesi uzlaşmaz çelişkilerin etkisi altında gelişir. (s. 326-327-328 )

Russ Jacgueline (2021). Avrupa Düşüncesinin Serüveni, (çev. Özcan Doğan) Doğu Batı Yayınları, Ankara

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: