Desiderius Erasmus – Deliliğe Övgü

Deliliğin bütün çeşitlerine hızla göz atarken, baldırı çıplakların en alt düzeyindekilerin ahlak ve eğilimlerini bulundurmakla birlikte, bomboş asalet unvanlarını şişirmekten geri  kalmayanları da ekleyelim. Biri Aenes’tan, diğeri Brutus’tan, bir başkası Artus’tan geldiğini söyler. Atalarının resim ve heykellerini her  yerde sergiler. Ata  ve cedlerinin usandırıcı isimlerini habire ısıtıp ısıtıp yinelerler, bundan başka söyledkleri bir şey yoktur ve o upuzun sözlerine karşın onlar yalnızca yontular kadar ahmak ve göründüklerinden de değersiz kişiler olarak seçilirler. Bunlara karşın, özsaygıları mutlu bir hayat geçirtir onlara. İnsan nitelemesini taşımayı bile hak etmeyen  bu aptallara  ilah gibi itaat edecek ölçüde akılsızlar da bulunur.

İyi ama şimdi özsaygısıyla mutluluk bulan bir ya da iki tür deliyle neden yetineyim? O özsaygısı her tarafta birbirine benzemeyen biçimde mutluluk yaymıyor mu? Sözgelimi, bir maymun kadar çirkin olduğu halde, kendisini güzellikte Nireus’un  rakibi olarak görenler de vardır. Elindeki pergelle, üç eğri çizebilmeyi başaran kendini Euclid sanır. Sesi kurbağa  vıraklamasını andıran lir çalan eşek kendisini Hermogenes’le kıyaslayabilir. Delilikteki en eğlenceli yan da, kişinin buyryğundakilerin becerilerini kendi becerisi sanıp övünmesidir. Seneca’nın iki bakımdan şanslı ve zengin adam öyküsü bunu örnekler. Adam, öykü anlatırken, unuttuğu isimleri kendisine anımsatması için hizmetçi görevlendirirmiş. Kendisinin ayakta duracak gücü yokken, yumruklaşmaya her an hazırmış. Çünkü buyruğundaki güçlü adamlardan cesaret alırmış. Güzel sanatlarla  lilgilenenlere ne buyrulur peki? Onların hepsinde özel bir Kendini Beğenmişlik vardır. Becerilerine söz söyletmektense, baba yadigarı topraklarından vazgeçmeye hazırdırlar. Bu söylediğim daha çok oyuncular, şarkıcılar, konuşmacılar  ve şairler için geçerlidir. Saydıklarım arasında  kendisinden en çok hoşnut olanlar; kendilerini en çok övenler, aynı zamanda en çok yeteneksiz de olanlardır. Kendi denklerini bulma konusunda hiçbir sıkıntıları yoktur. Gülünç hale düştükleri ölçüde saygı da görürler. En kötüleri sürekli en büyük kalabalıklara seslenir. Bunun nedeni daha öncede söylediğim gibi, insanların çoğunun deliliğe elverişli olmasıdır. Kaldı ki, hünersiz bir sanatçı kendinden memnun kalıp, hayli beğeni topluyorsa, eğitime neden gereksinim duysun ki? Öncelikle bu ona para harcamaya mal olur; onu daha öfkeli ve farkında hale getirir. Sonuç olarak insanların çoğunun beğenisini yitirip daha kısıtlı bir kalabalığa  seslenebilecek duruma düşer. Doğanın tek tek herkese verdiği Kendini Beğenmişlikle birlikte, her ulusun ve kentin de kendince ortak farklılıklar içerdiğini görmek gerekir. Bunun sonucu olarak İngilizler şık görünümleri, müzisyenlikleri ve lezzetli yemekleriyle kendilerini herkesten önde görürler. İskoçlar asaletleriyle , kraliyet bağlantılarının ayrımlı oluşuyla  ve tartışma sanatındaki yetkinlikleriyle övünürler. Fransızlar kibarlıkta herkesten önde gelirler. Persler herkesinkinden üstün gördükleri teolojik anlayışları nedeniyle özel bir saygı beklerler. İtalyanlar kültür ve seslenişte ne denli hünerli olduklarını bildirir  ve kendilerini  insanlığı uygarlıkla tanıştıran ırk olarak görmekten derin bir mutluluk duyarlar. (s. 80-81-82)

Erasmus  Desıderıus (2013). Deliliğe Övgü,  Araf  Yayınları, İstanbul

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑