Aylin Balboa – Bu Hikaye Senden Uzun Osman

Doğrusunu istersen, insanlarla temas etmenin her zaman bazı bedelleri oluyor. İki insan bir araya geldiğin de ilk olarak atılabilecek en büyük kazığı atıyor ve “Nasılsın?” diye soruyor örneğin. Ne bileyim ben nasılım? Düşün sen çıldırırsın. Çok düşünmemeye çalışıyorum. Bir noktada şimdiki halimden çok daha iyi olacağıma eminim. Fakat bu henüz gerçekleşmedi Osman.

Geçenlerde hepimizin, olanlardan olacak olanlara doğru ilerleyen zaman yolcuları olduğumuzu fark ettim. “Bunu şimdi mi fark ettin?” diyebilirsin, valla şimdi idrak et tim. Öğrenmenin yaşı yok diye bilirim. Sonsuz zamanın sınırlı bir kısmında, başka bir boyutta çoktan yaşanmış şeyleri yaşamak için dünyaya gelmişiz. Bir bedenimiz, bir ismimiz var, bize “Bu sensin” denmiş. Doğar doğmaz sahneye atılmışız, doğaçlama bir şekilde kendimiz olma rolünü oynamamız istenmiş. Kötü olansa şu, kimse elimize bir senaryo vermemiş Osman.

Neler olacağını bilmemek insanı nasıl da çaresiz bırakıyor değil mi? Bazen geleceğe bakıp korkudan ölecekmiş gibi hissediyor musun sen de? Sabahattin Ali’nin, Kürk Mantolu Madonna kitabının daha ilk sayfasında şöyle diyor: “Fakat insan ne nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar.” Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır. Çoğumuz, dövüşmek isteyip istemediğimiz sorulana kadar kuyulara çoktan tıkıldık. Çıkmak için ya karanlıklar içerisinden bir kurtarıcının belirmesini yahut da ideal koşulların oluşmasını bekliyoruz. Halbuki kurtarıcılar yok, ideal koşullar yalan. Kurtuluş isteyenin kalkıp o ilk adımı atması gerekiyor. Hem ne olacak ki, en fazla yolumuza bir ejderha çıkar Osman.

Alacakları kontrol edebileceğimizi sanmak da ne büyük ego. Neyimize bu kadar güveniyoruz bilmiyorum. Her şeyi doğru planlarsak yollar bizi tam istediğimiz yere çıkarır diyoruz. Sonra hiç beklenmeyen bir anda bir olay kâinat diye gelip hayatının ortasına tosluyor, bütün planlar dağılıyor. Oluyor yani bunlar. Kimse kendini bir şey sanmasın, bizden büyük hayat var Osman.

Yaşamımın sürekli talihsiz bir kaza nedeniyle değişmesin den çok yorulsam da artık bununla kavga etmiyorum. Artık hiçbir şeyle kavga etmek gelmiyor içimden. Ellerimi kaldırdım, teslim oluyorum. Savaşmayı bırakan insana kim ne yapabilir ki? Yenilmek kadar büyük özgürlük yok, şimdi kazananlar düşünsün Osman.

Böyle konuşuyorum diye sakın her şeyden vazgeçtiğim sanma. Bilakis, galiba dünyanın nasıl bir yer olduğunu daha yeni yeni anlıyorum. Başta da söylediğim gibi, geçmişten geleceğe doğru giden zaman yolcularıyız işte. Uzay turisti gibi bir şeyiz esasen, bence kulağa eğlenceli geliyor. Bütün bunlar senin de aklına yatıyorsa birlikte krediye girip bir uzay mekiği almamıza ne dersin Osman?

Yağmurdan sonra ortaya çıkan toprak kokusuna “Geosmin” deniliyormuş. “Dünya kokusu” şeklinde çevrilmiş kaynaklar. Bilim adamları oturup çalışmışlar ve bu kokunun, bazı böcekler üzerinde yarattığı etkinin 450 milyon yıllık bir hayat döngüsünün sağlayıcısı olduğunu bulmuşlar. Böcekler bu kokuyu kanıyor diye yaşıyormuşuz anlayacağın. Dünyanın kokusu kaynağını kandırıyor ki! Burnumuzun ucundan inceden aldığımız o kokuyla, dön baba dönüyoruz Osman.

Zamanında Karadeniz dağlarına yaptığım kış seyahatte, ölen birinin ardından “Uçtu” dediklerine şahit olmuştum. Sarp yamaçlarda çay toplarken uçurumdan düşen bir kadının ardından söylemişlerdi. Rahmetlinin düşüşüyle değil, uçuşuyla ilgilenmeleri çok hoşuma gitmişti. Başka bir yerde de, gidenlerin ardından “Öldü” demek yerine “Yaşadı” de diklerini duymuştum. Bak düşün, nasıl da farklılar değil mi? Olayların etkisi, tamamen bizim onu nasıl tarif ettiğimiz le ilgili. Öldü, düştü, parçalandı diye anlattığında trajik olacak bir şey, uçtu dediğinde bambaşka bir his bırakıyor. Ar tık seçtiğim kelimelere daha çok dikkat ediyorum. Umarım zamanı geldiğinde benim ardımdan da “Yaşadı ve uçtu” derler Osman.

Seninle aramızda olan bitenleri büyük ölçüde unuttum. Anılar sanki başka bir hayata aitmiş gibi görünüyor gözü me. Ama bu, beraberinde düşündüğün gibi bir yok oluş getirmiyor. Ben seni kalbimin hafızasıyla hatırlıyorum Osman.

Soul” diye, 2020 yapımı bir animasyon film var, izlemiş miydin? Bir ruhun dünyaya geliş amacını bulmasına dair çok sevimli bir film. Daha doğrusu, bu amacın illa büyük bir şey olması gerekmediğine dair. Bazen kendimden çok fazla şey beklerken buluyorum kendimi. Sen de yapıyorsun bu nu biliyorum. Oysa kendini dahil kimsenin senden ne beklediği değil mühim olan. Bence mühim olan sen ne kadar hissederek yaşadığın, yeryüzündeki bu sınırlı zamanının ne kadar tadını çıkarabildiğin. Hayatımız bir film şeridi gibi gözümüzün önünden geçerken, başarılarımızın peş peşe eklendiği bir slayt gösterisi izleyeceğimiz hiç sanmıyorum. Öldük ten sonra kimse bize işe yaramayacak sonuçta, yanlış mı düşünüyorum? Hayatımızı gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmediğimiz idealler peşinde tüketmeyi değil, yaşamayı savunuyorum. Büyük hayallerle çok zaman kaybettik, artık basit şeylerin zamanıdır Osman.(s.81-82-83-84)

Balboa Aylin (2024). Bu Hikaye Senden Uzun Osman, İletişim Yayınları, İstanbul.

Yorum bırakın

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑