
Körlük, görünüşle onun yokluğu karşıtlığını karmaşıklaştırır. Derrida körlük temasını, Fransız varoluşçu fenomenolog Maurice Merleau-Ponty’nin çalışması, sayesinde dünyayı deneyimlediğimiz ilksel yapıları araştırmıştır. Bunu düşünmenin bir yolu, algılamaya eklemleyeceğimiz isimlerin, değerlerin ve öteki ilişkilerin olmadığı bir duyu dünyası hayal etmektir. Derrida’ya göre bu, başka bir saflık hayalini temsil eder. Ancak Merleau-Ponty görme örneğinde, spekülatif açıdan (Derrida’nın metinlerinin üzerine kurulu olduğu bir açıdır bu), görünenin kalbinde görünmezliğin olduğunu iddia eder.
Merleau-Ponty görünenin yapısı içinde bir kör nokta sunar. Görmek inanmaktır, ama inanç görmemize izin verse bile bizi körleştirir. Örneğin bilim, dünyanın kuramsal temsilini destekleyen dayatmacı yapılar çeşitliliği sunar. Ancak bu sistemlerde bile kör noktalar vardır. Sicim kuramı gibi karmaşık olan alanlarda bilgi, görülemeyen fenomenler çevresinde tesis edilir. Sicim kuramı kendi tarzında, bilimin en önemli ilkelerinden birinin yapıbozumunu sağlar: fiziksel gözlem. Gözlemin bir sisteme geçerlilik kazandırdığı temsilin yapılandırılmış sistemine yerleşmiş sicim kuramı, hiçbir zaman tam olarak gözlemlenemeyecek boyutlardan bahseder. Bu boyutların bir inanç sıçramasıyla var olduklarının varsayılması, eleştiri yoksunu bir körlüğü gerektirir. Benzer bir biçimde, kuantum fiziği tutarlı şablonları takip eden çok büyük objelerin hareketlerini düzenleyen yasalar sunar, ama atomaltı parçacık gibi, bir gerçeklik bloğunu kuran en küçük parçacıklarla ilgili bazı temel soruları açıklayamaz.
Derrida’nın yıkıntı söyleminde incelediği yazarlardan biri de Alman edebiyat eleştirmeni Walter Benjamin’dir (1892-1940). Benjamin kendi metinsel temsillerinde on dokuzuncu yüzyıl Paris’ini, Nazi işgaliyle karmakarışık hale gelen Marsilya’yı, Stalinciliğin arifesinde Moskova’yı ve barok dönemin Alman tiyatrosunda yıkıntının rolünü vererek, modern şehir manzaraları sunmuştur. Benjamin’in yıkıntı kavramını kullanımı, Derrida’nın açık uçlu polylogue’u için bir bağlantı noktası sunar. Ilımlı bir biçimde söylersek, Benjamin’in dünya görüşü, bizim hem geçmişle hem de şimdiyle karmaşık bir ilişkide var olduğumuzu iddia eder. Bir örnekte yıkıntı, alışveriş merkezi gibi burjuva kapitalizminin anıtlarını çağrıştırabilir. Kapitalizmin anıtlarının yıkıntıya dönmesi, yapılmalarının zorunlu bir sonucu olarak, onların zaferinin ortasında tahayyül edilir. Benjamin’in modernitenin içindeki yıkıntılar fikri – bitirilmemiş’nde Arcades Project [Pasajlar Projesi, 1927-40] bir çok alıntının bir araya getirilmesiyle değinilen konu –bütün yapıların zamana bağlı doğasıyla ilgili bir yaklaşım sunar.
Yapıların zamansal boyutları, Derrida’nın analizinde her zaman önemli bir noktadır. Başlangıcı bile bir yapı, başından itibaren bakışımızı sınırlayan mitik bir köken olarak ortaya koyar. Katı bir Hıristiyan için dünyanın başlangıcı, İncil’in Yaradılış hikayesinde anlatılır; kişiyi olası başka bir öyküye kör kılar. Bir bilim insanı için varoluşun başlangıcı, Büyük Patlama kuramı gibi bilimsel bir bakışla açıklanır. Aslında şu anki bazı araştırmalar, evrenin başlangıcının bir tekillik olduğu fikrine direnir; Derrida’nın metinlerinin de tekrarladığı bir düşüncedir bu. Ancak metinler aracılığıyla kurulan bir başlangıç öyküsü zaman içinde değişmeye meyillidir. Bu nedenle, beşinci yüzyılın Atinalıları, dünyanın başlangıcını yirminci yüzyılın başındaki bilim insanlarından farklı bir biçimde temsil etmişlerdir ve benzer bir biçimde, Hıristiyan bir köktendinci, Amerika’nın güneyinde yaşayan birinden ya da köktendinci bir Müslüman, Ortadoğu’nun marjinalize edilmiş yerlerinde yaşayan birinin farlı bir başlangıcı temsil eder. Her bakış, farklı özgün bir öyküyle ilişkilidir.
Derrida’nın bu başlangıç hikayelerinde inanılmaz bulduğu, bu hikayelerin onlara inananlar için nasıl bütün bir değerler sistemini belirlediğidir. Bu değerler, kimlik yapıları tesis eder ama bu kimlik yapıları, dünya görüşümüzü sınırlayan ve öteki imkanlara gözümüzü kapamamıza sebep olan bir toplumda var olmamıza izin veren yapıları gösterecek biçimde izler taşır. Derrida’nın çalışmaları bu açık-uçlu imkanlara karşı dikkatlidir ve Bejamin’in metinlerinden yıkıntıyı bir motif olarak alıp otoportre için bir figüre dönüştürür. (s.93-94)
Richards K. Malcom (2008). Derrida, (çev. Zeynep Talay) Kolektif Kitap, İstanbul
Yorum bırakın