Abiş Kekilbayulı – Ülker Roman Cilt II

resized_abiş2sdas(3)

Evet, evet… Fakat o, birazdan, birer birer uçup, gözden kaybolacak olan, aldatıcı bir seraptır. Ama tıpkı sihirli bir görüntüye benzeyen bu ufuk, şuanda olduğu gibi serapla kuşatılmamıştır her zaman. Onu, nice kez sayısız gök mızraklar da kuşatmış. Fakat onlar da, daha sonra gök serap gibi, bir bir uçup gitmiş, gözden kaybolmuş!

Evet, bu, engin ufka kimler gelmemiş, buradan kimler geçmemiş ki? Ta ilerdeki, gök bulanıklığın arasından, gök gibi gürleyerek Hunlar da geçmiş, Sakalar da geçmiş, Türkler de geçmiş, Moğollar da geçmiş. Onların hepsi de, böyle göz önünde asılmış gibi duran, güzel manzaradan, gönlündeki sıradan, bulanık bir hayale dönüşmüş, su gibi kuruyup kaybolan ve izi bile kalmamış, geçici, gök serabın akıbetine uğramışlar. Batı ile doğunun defalarca karşı karşıya gelerek birbirlerinin boynuzlarını kırdıkları ulu savaş meydanı, işte bu, güpegündüz uyuklayan, yarı baygın ovalardır. Tarihin birçok küheylan gibi yiğidinin, bütün cihana, kalkanın heybetli şakırtısıyla, kılıcın keskin vuruşuyla, okun vızıltısıyla, toynağın pat pat eden sesiyle, askerlerin nağrasıyla, can alacak olanın bilediği dişlerinin gıcırtısıyla, can verecek olanın da son defa çektiği nefesinin hırıltısıyla seslendiği hile kar sahnesi de işte bu, sinsi sinsi sırıtan bozkırlardır. Toynakların altından yükselen, şu hafif rüzgârdan bile ödü patlayan, dalları tir tir titreyen, seyrek tomurcuklu pelinler de nice kez yürek parçalayan hüznün, kara yasın kara kanına boğularak kurumuş, nice kez parlak, çığ gibi gözyaşlarıyla ıslanıp tekrar yeşermişlerdir.(s.47)

Dünyada tıpkı şu yürümekte olduğu geniş bozkır gibi, nice kanın sindiği, her çalısının dibine bir kellenin düşüp yuvarlandığı, her pelinin yanında bir kemiğin çürüdüğü obur bir diyar çok azdır!(s.48)

Bu yıldızlar, şu ufak, sayısı diğerlerinden daha az olan yıldızlar, hep bir arada olmazsa göze görülmeyeceklerini, unutulacaklarını, yani, öleceklerini biliyor gibiler.

Halk Ülker’e bakarak, kışın ya da yazın nasıl olacağını öğrenir. Savaş, hile ve ihanetlerle dolu bu dünyada, sayıca az halkların ayakta kalabilmesi için onlara Ülker yıldızının azmi, birliği ve beraberliği gerekir. Belki de onlar bu dünyada, bir Ülker gibi omuz omuza verip, birbirlerini desteklerse binbir türlü tehlikelere karşı koyabilecek, kendilerini savunabilecek, gereken tedbirleri alabilecektir.

Yolcu yola çıktığında Ülker, tam önlerinden görünürse bu(s.540)

Hayrın alameti değil miydi? Atalarımız “Umudun varsa Ülker’e bak! Demiyor muydu? Aralık ayında Ülkeri’in alçaktan gözükmesi bu kışın yumuşak geçeceği anlamına gelir. Gelecek refehlı olursa, bu Tanrının bir lütfudur! Ülker’in böyle karşısına çıkması iyiliğin belirtisidir. Umuttur! Genç Eralı da bu umutla, göz görmedik diyara yola çıkmamış mıydı?

Önceden nereye bakarsan bak, nereye gidersen git, sağın solun hep tehlikelerle sarılıydı. Cungarlar ne yapar, Kalmuklar ne eyler, Başkurtlar ne eder, diye hep korkuyla, endişeyle yaşamıyor muyduk? Artık böyle korkuları atlattık! Artık tavşanlar gibi korkudan, titreyerek yaşamayacağız! Umudumuz var! Korkudan, umut bin kez daha iyidir! Öyleyse, ola ki, şu Ülker hayıra görünmüştür! Han bunları düşünürken, “Tanrıya şükür! Tanrıya şükür!” diye defalarca tekrarlıyordu.(s.541)

Kekilbayulı, Abiş(2002).Ülker Roman Cilt II, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, Ankara

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da bir web sitesi veya blog oluşturun

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: